Kurgu korku hikâyesi.
Annem o tabureye hiçbirimizi oturtmazdı. Çamaşır makinesi taşarken üstüne çıkmıştım bir kere; bileğimden çekip indirdi. O kadar kızmıştı ki nedenini sormayı unuttum. Evde daha kıymetli eşyaları kırdığımda böyle davranmazdı. Plastik bir tabureydi sonuçta. Bacağı yamuktu, üstü çamaşır suyundan pembeleşmişti.
Yıllar sonra, annemin ameliyatından önceki hafta, Bursa'daki eski evde bir araya geldik. Ben, ablam ve annem. Babamı kaybedeli üç yıl olmuştu. Annemin hastane çantasını hazırladık, dondurucuya yemek koyduk. Bir ara ablam banyodan tabureyi getirip antreye bıraktı. “Bunun da işi bitmiş,” dedi. “Atıyorum.” Annem çantasını dizmekteydi. Başını kaldırmadan “Yerine koy,” dedi.
Ablam onun her şeyi saklamasına alışık. Tabureyi mutfağa götürdü, üstüne oturup sigara içti. Annem mutfağa girince ben ilk defa ablamı gerçekten korkmuş gördüm. Annem bağırmadı. Elleri titremeye başladı. Ablamın dizine iki eliyle birden vurdu, kalkmasını istedi. Sonra tabureyi banyoya götürüp sırtını kapıya vererek oturdu. “Bu gece burada yatmayacağız,” dedi.
Hastane randevusuna sabah erken gidecektik. Ev hastanenin yanındaydı. Ablam kocasının gelip bizi almasını beklemek istemedi, ben de annemin kaygısından böyle davrandığını düşündüm. Kırık plastik yüzünden hasta bir kadını gece dışarı mı çıkaracaktık? Çay demledim. Annemin ilaç saatini bekledik. Sonunda salondaki çekyata uzandı. Gözlerini kapatırken bana “Banyonun ışığını söndürme,” dedi.
O ışık kapandığında saat ikiyi yirmi geçiyordu. Sigorta atmadı. Salondaki televizyon çalışıyordu, koridorun lambası yanıyordu. Banyonun içinden duyulan su sesi yüzünden ben ampulü düşünmedim bile. Lavabo musluğu açıktı sandım. Kapıyı ittim. İçerisi kapkaranlıktı; koridor ışığı fayansların ancak ilk sırasına vuruyordu.

“Abla?” dedim. Cevap vermedi. Salondan uykulu sesi geldi: “Ne?”
Banyoda birisi oturuyordu. Bunu yüzünü gördüğüm için söylemiyorum. Kırmızı taburenin üstündeki karanlığın bir omzu vardı. Dar duş bölmesinde, sırtı bize dönük bir insan kadar yer kaplıyordu. Duş başlığından su akmıyordu. Fayansın içinden, duvarın arkasından gelir gibi bir yıkanma sesi duyuluyordu. Tasla su dökülmesi, sonra elin ıslak kola sürülmesi.
Geri çekilip kapıyı kapatmak istedim. Bir türlü hareket etmedi. İçerideki şeyin ayağı kapının altına mı girmişti, bilmiyorum. Kapıyı ittim. O sırada arkamdan annem geldi, kolumun altından uzanıp ışığın düğmesine bastı. İki kere. Üçüncüde yandı. Tabure boştu.
Fakat yerler ıslaktı. Bütün gün kimse yıkanmamıştı. Duvarın ortasında, yerden neredeyse iki metre yukarıda iki el izi vardı. Parmakların arasında su damlaları birleşip aşağı akıyordu. Ben elimi kaldırıp yetişmeye çalıştım. Yetişemedim. Annem elimi indirdi. “Dokunma,” dedi. Sonra ablama bağırdı: “Çantaları al.”
Çıkamadık. Çelik kapının anahtarı dönüyor, kilit dili yerinden çıkmıyordu. Annem koridorda dudaklarını oynatıyordu. Ben kilide omuz verirken banyodan taburenin sürüklendiğini duydum. Sert plastik bacağın eşiğe takıldığında çıkardığı tıkırtıyı ayırt ettim. Ablam gözlerini kapattı. Annem ona dönerek “Bakma,” dedi. Ben baktım.
Tabure eşikteydi. İçinde oturan kimse görünmüyordu. Ama oturağın ortası aşağı doğru esnemişti. Biri bütün ağırlığını oraya vermişti. O eğri bacak, yük bindikçe titriyordu. Annem kendisinden beklemediğim bir kuvvetle beni kapıdan itti. Banyoya doğru iki adım attı. “Ben yerini ayırdım,” dedi. “Onlar bilmiyor.”
Odaya küf değil, keskin bir sabun kokusu yayıldı. Çocukken annemin kışlıkları arasına koyduğu sarı sabunun kokusu. Annem tabureyi kaldırdı. Altında bir karış su vardı. O suyun içinde bir ayak izi oluştu. Sonra bir tane daha. Annemin ayağındaki terliklere ait değildi. Çıplak, uzun, topuksuz gibi duran iki iz. Banyonun içinde kaldılar. Annem tabureyi duvara dönük koydu, ışığı açık bıraktı. Koridora döndüğünde çelik kapı kendiliğinden bir parmak aralandı.
O gece ablamın evine gittik. Hastaneye de oradan geçtik. Annem uyutulmadan önce bana “Babanın eski evinden getirmiştim,” dedi. “Ben daha yeni gelinken, o evde yıkanan birini gördüm. Evde başka kadın yoktu. Kaynanan geldi dediler. Kaynanam o sırada tarladaydı.” Daha fazlasını sorduğumda sedyeyi götürüyorlardı. Ameliyat iyi geçti. Sonra tekrar açmadı konuyu.
Evi boşaltırken tabureyi banyoda bıraktık. Annem onu almamıza da atmamıza da izin vermedi. Yeni kiracıya tesisat arızasını, bozuk ampulü, ne varsa söyledik. “Banyoda bir tabure var, onu oradan kaldırmayın” demeye dilim varmadı. İnsanın dilinin varmamasının neye mal olacağını o zaman düşünemedim.
Üç ay sonra apartmandan bir komşumuz aradı. Yeni kiracı da taşınıyormuş. Bize kızmışlar biraz, annemin numarasını istemişler. Nedenini sorunca kadın alçak sesle “Bunların küçük kızı banyoya girmiyor,” dedi. “Annesi yıkayacağım diyormuş, çocuk da içerideki teyze bitsin diyormuş.”
Annem telefonu benden aldı. Önce adresi sordu. Sonra yeni evlerinde de tabureyi götürüp götürmediklerini.
İlgili tartışmalar: Beşiği kim sallıyor?
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle