Paranormal vak’aların insan zihninde en çok tahribat yaratan türü, yalnız başınıza değil, ailenizdeki diğer insanlarla birebir aynı anda ve ortaklaşa yaşadığınız deneyimlerdir. Çünkü o noktada "acaba yorgunluktan halüsinasyon mu gördüm?" sorusunun arkasına sığınamazsınız. Bu olay, geçtiğimiz kış aylarında, sakin bir mahalledeki bahçeli müstakil bir evde başımıza geldi. Evimize taşınalı henüz birkaç ay olmuştu; ilk başlarda her şey normal görünse de, kışın soğuk günleriyle birlikte evdeki atmosfer yavaş yavaş değişmeye başladı.

Önce sekiz yaşındaki oğlumuz Ege, geceleri uykusundan uyanıp odasının köşesindeki karanlığı göstererek, “Baba, odadaki uzun siyah amca yine bana bakıyor” demeye başladı. Çocukların hayal gücüne ve gece karanlığında eşyaların gölge yapmasına yorup bu durumu ilk başta ciddiye almadık. Ancak kısa süre içinde eşim de gece yarısı uyanıp salonun ortasında duran o uzun boylu, yüzsüz karaltıyı gördüğünü söylemeye başladığında, içimizdeki o ilk şüphe yerini derin bir korkuya bıraktı.

Evdeki Tüm Sigortaların Atışı

Olayların zirve yaptığı o soğuk kış gecesi, hepimiz salonda oturmuş televizyon izliyorduk.

  • Ani Kesinti: Saat gece yarısını biraz geçiyorken, evdeki tüm sigortalar aynı anda, yüksek bir şalter sesiyle attı. Ev birdenbire zifiri karanlığa gömüldü.
  • Cihazların Devre Dışı Kalması: Telefonlarımızı elimize alıp ışık açmak istedik; ancak cihazların bataryaları yüzde yüz dolu olmasına rağmen ekranları ani bir siyahlıkla kapandı ve tamamen kapandı.

Evde mutfaktan gelen o ani ve keskin cam kırılma sesiyle hepimiz donakaldık. Sanki birisi mutfak tezgahının üzerindeki tabakları tek tek yere döküyordu.

Mutfaktaki Ortak Görsel ve İşitsel Şahitlik

Eşim ve oğlum arkamda, elimde telefonun sönük ekranıyla mutfak kapısına doğru yavaşça adımladım. Mutfak kapısının eşiğine vardığımızda gördüğümüz manzara karşısında üçümüz de aynı anda kelimenin tam anlamıyla taşa döndük:

"Mutfak tezgahının üzerine oturtulmuş gibi duran; hatları bulanık, duman ve katı gölgeden oluşan, yüz hatları tamamen düz ve pürüzsüz insansı bir form bize doğru bakıyordu."

O varlık fiziksel olarak ses çıkarmıyordu; fakat kafamızın içinde, üçümüzün de aynı anda duyduğu o tiz, çınlayan ve beyne kazınan boğuk ses yankılandı:

"Gitmiyoruz... Burası bizim evimiz."

O an eşimle göz göze geldik; ikimiz de aynı cümleleri zihnimizde duyduğumuzu anladık. Eşim korkudan bayılmak üzereydi, oğlum kollarıma sarılmış ağlıyordu. Sabahın ilk ışığına kadar o mutfağın kapısını kapatıp salonda sarılıp bekledik. Güneş doğar doğmaz eşyalarımızı derme çatma toplayıp o evden ayrıldık. Bir daha asla arkamıza bakmadık.

İlgili tartışmalar: Otel Odasındaki Görünmez Misafir · Aynadaki Yabancı Yüz