Din, özünde insanın ahlakı, vicdanı ve yaratıcısıyla kurduğu dürüstlük bağı üzerinden yükselir. Ancak iş tarikat ve cemaat yapılarına geldiğinde, bu saf denklem birdenbire bambaşka bir ticarete ve ayrıcalık sistemine dönüşür. Ortaya şöyle ilginç bir iddia atılır:

Ayrıcalık ve kesin vaatlerin sorgulanmasına dair temsilî sahne.
Temsilî illüstrasyon: Ayrıcalık ve kesin vaatlerin sorgulanmasına dair temsilî sahne. Gerçek bir kişi, kurum veya olayı göstermiyor.
  • "Falanca tarikatın filanca kolundan olursan, azap melekleri seni tanıdıktan sonra yakana yapışmaz."
  • "Bizim elini öptüğümüz şeyh, mahşer yerinde cemaatindekileri toplamadan cennete adım atmaz."

Düşünsenize; milyarlarca insanın yaşadığı, evrenin ve adaletin milyarlarca yıllık terazisinden bahsediyoruz. Ama işin içine "aidiyet" girince, evrensel adalet bir anda mahalle bakkalının veresiye defterine dönüyor. Doğru dürüst yaşamış, kimseye zararı dokunmamış milyarlarca insan sırf "o cemaatten" değil diye soru işaretleriyle boğuşurken; sırf bir kartvizite ya da el öpme merasimine sahip olduğu için birilerinin "bilet kapması" vaat ediliyor.

1. İlahi Adaleti Bir Gruba Hsetmek

Tarikat ve cemaat yapıları, varlıklarını sürdürebilmek için insan psikolojisindeki en zayıf noktayı kullanırlar: Yalnızlık korkusu ve kurtuluş garantisi arayışı.

İnsan, ölümden ve sonsuzluktan korkar. Bu çok insani bir duygudur. Bu korkuyu fırsat bilen yapılar ise kitlelere tek bir seçenek sunar: "Tek başına kurtulamazsın, fırtınada gemi battı. Ama bizim gemiye binersen biletin kesik."

"İlahi adaleti daraltıp bir tarikatın sınırları içine hapsettiğiniz an, geriye ne din kalır ne de adalet. Tanrı'yı, kendi cemaatinin üye kayıt defterine bakan bir dernek başkanı gibi göstermek, inanca yapılabilecek en büyük saygısızlıktır."

TARİKAT KÜLTÜRÜNDE "GÜVENCE" PAZARLAMASI

  • Aidiyet Zırhı: Bireyin kendi ahlaki sorumluluğunu üzerinden atıp, "zaten hocamız bizi kurtaracak" rahatlığına kapılması.
  • Korku ve Tehdit: Cemaatten ayrılanın ya da sorgulayanın hem bu dünyada "yanacağı" hem de ahirette "delalete düşeceği" korkusunun salınması.
  • Ayrıcalıklı Sınıf: Milyonlarca insan saf bir şekilde ibadet ederken, cemaat üyelerinin kendilerini "özel seçilmişler" (VIP zümre) olarak görmesi.

2. Sorumluluğu Başkasına Devretmek

İslam dini, temel kaynaklarında bireye net bir sorumluluk yükler: “Hiç kimse başkasının günahını yüklenmez” ve “İnsana ancak çalışmasının karşılığı vardır.”

Yani hesap günü geldiğinde teraziye konulacak olan şey; sizin hangi tarikatın piriyle fotoğraf çekildiğiniz ya da hangi kolun zikir halkasında bulunduğunuz değildir. Kendi vicdanınız, yaptıklarınız ve başkalarına ne kadar zarar verip vermediğinizdir.

Ancak tarikat liderleri bu bireysel sorumluluğu alır, kendi ellerinde toplar ve millete "şefaat çeki" olarak dağıtır. Hocanın cebinden çıkıp müridin cebine giren bu hayali çekler, insanları düşünmekten, sorgulamaktan ve gerçekten erdemli bir hayat sürmekten alıkoyar. Nasıl olsa "arkası sağlamdır"!

3. Sonuç: Kendi Kurtuluşunuzun Efendisi Olun

Bir insanın hayatının anahtarını bir başkasına teslim etmesi, kendi iradesinden vazgeçmesi demektir. Dinî aidiyetleri bir "azaptan kurtulma sigortası" olarak pazarlayanlar, aslında en büyük zararı yine inancın kendisine vermektedirler.

Bir dahaki sefere bir kürsüden ya da ekrandan "Bizim gruptan olanlar sıratı koşarak geçer" gibisinden pazarlamacı taktikleri dinlediğinizde durun ve kendi vicdanınıza sorun: Adalet, vicdan ve ahlak bu kadar ucuz bir cemaat üyeliğine indirgenebilir mi?