Kurgu korku hikâyesi.
Rauf'un yaptığı ilk hata kadını almak değildi. O yolda kim el kaldırsa alırdı. Aralık ayında insanı yol kenarında bırakmazsın. Hata, boş duran son koltuğu gösterip “Buyur ana, arkaya geç” demesiydi. Kadın binmeden önce minibüsün içine bakmış, o koltuğa uzun uzun bakmıştı.
İlçeden köylere giden son serviste dört yolcu vardı. Camlar buğuluydu. Rauf kaloriferi açınca ön cam düzeliyor, arka taraf süt gibi kalıyordu. Köprüden sonra beyaz başörtülü kadını gördü. Kadının elinde çanta yoktu. Yağmurda beklediği hâlde paltosunun omuzları kuru görünüyordu. Rauf bunu o anda değil, sonradan hatırladı.
Kadın bindiğinde en öndeki yolcu yer açtı. Fakat kadın Rauf'un gösterdiği arkaya gitti. Adım sesleri çok yavaştı. Oturduğu zaman minibüsün arka yayı çöktü. Ön koltuktaki yaşlı adam dönüp baktı. Rauf aynada göz göze geldiklerini gördü, sonra önüne döndü.
İki yolcuyu ilk köyde indirdi. Genç bir çift. Genç adam kapıdan inerken Rauf'un kulağına “Arkada su dökülmüş galiba,” dedi. Rauf aynaya baktı. Kadının ayaklarının altında karanlık bir su birikintisi vardı. Yol boyunca büyümüş, koltukların altından öne gelmişti. Rauf “Şemsiye vardır” dedi. Çift uzaklaşınca yaşlı adam, kadının şemsiyesi olmadığını söyledi.

Rauf kadına nerede ineceğini sordu. Kadın cevap vermedi. Duymadı diye düşünerek bir daha sordu. Bu kez başını kaldırdı. Aynada yüzü görünmedi. Arka camın buğusu kadının başının hizasında yuvarlak bir boşluk bırakmıştı. Rauf o boşluktan yolun karanlığını görüyordu. Önünde oturan bir insanın yüzünü değil. Gözünü yola çevirdi. Lastik bankete değdi, minibüs sallandı.
Yaşlı adam yan koltuğa geçti. “Durma,” dedi. Rauf hemen terslendi. “Nerede inecekse indireceğiz.” Adam, “Sana durma dedim,” diye tekrarladı. Bağırmıyordu. Sağ eliyle koltuğun altını sıkıyordu. Tırnakları beyazlamıştı.
Üçüncü yolcunun evi yol üstündeydi. Rauf her akşam aynı yerde indirirdi. Kadın önceden hazırlanmaya başladı, poşetlerini aldı. Arkadan beyaz başörtülü yolcu ilk kez konuştu: “Ben de burada.” Yaşlı adam Rauf'un kolunu tuttu. Minibüs durmadı. İnecek kadın “Şoför bey!” diye bağırdı. Evini geçmişlerdi. Rauf kadının bağırmasına rağmen ayağını frene koyamadı. Aynadaki yuvarlak boşluk büyüyordu.
Köyün ışıkları arkada kaldı. İnecek kadın ağlamaya başlayınca yaşlı adam ona dönüp “Abla, önüne bak,” dedi. Kadın “Arkama bakmıyorum zaten,” diye hıçkırdı. O sırada boş koltuklardan birinin süngeri çöktü. Arkadaki kişi yer değiştirmişti. Rauf aynadan beyaz örtünün bir sıra öne geldiğini gördü. Ne ayağa kalkmıştı ne de koridordan geçmişti. Biraz önce arka camın önündeydi, şimdi sağdaki koltuktaydı.
Minibüsün içinde, motorun sesine uymayan bir başka ses başladı. Tık, tık, tık. Koltuk altındaki demirlere tırnak vuruluyordu. Rauf aynayı eliyle yukarı çevirdi. Hiçbir şey görmemek daha iyiydi. Ama bu kez arka tarafta bir kadının nefesi duyuldu. Yanındaki inecek yolcu “Düğmesini aç, kapıyı aç,” diye yalvarıyordu. Elektrikli kapı düğmesine uzandığında yaşlı adam eliyle kapattı. “Açarsan hepimiz ineriz,” dedi.
Rauf kasabaya geri dönecek yol ayrımına geldi. Sağa kırdı. Direksiyon ağırlaştı. Hidrolik gitmiş gibi değildi. Biri direksiyonun öbür tarafını iki eliyle tutuyordu. Minibüs düz devam etmek istiyordu. Rauf ayağa kalkar gibi koltuğundan yükselip çevirdi. Arka tarafta bir koltuk ayağı kırıldı. Metalin kopma sesiyle direksiyon boşaldı. Araç sağa savruldu, güçlükle topladı.
İleride benzinlik vardı. Beyaz ışıklar görününce yaşlı adam “Oraya gir,” dedi. Rauf kornaya bastı. Elini kaldırmadı. Pompa görevlisi kapıdan çıktı, önce kızgınlıkla elini kaldırdı, sonra onların yüzünü gördü. Minibüsün kapısı açıldığında inecek kadın kendini dışarı attı. Yaşlı adam Rauf'u yakasından çekti. İkisi de indi. Motor çalışır vaziyette kaldı.
Görevli “İçeride biri var mı?” diye sordu. Yaşlı adam cevap vermedi. Arka camın buğusu içeriden silindi. Bir avuç, kocaman bir avuç camı yavaşça aşağı doğru temizledi. Rauf o elin üstüne bakmadı. Benzinliğin içine girdi. Görevli kapıyı kilitledi. Üçü ışık altında, bir sigara içiminin bitmesini bekler gibi beklediler. Kornanın sesi sonunda kendi kendine kesildi.
Sabah minibüs boştu. Koltukların altında su yoktu. Son koltuğun üstünde düğümlenmiş beyaz bir başörtüsü vardı. Rauf elini sürmedi. Pompa görevlisinin getirdiği maşayla alıp bir poşete koydular. Poşetin altı hemen ıslandı. Koltuk ayaklarından biri gerçekten kırılmıştı; demir dışarıya değil, içeri doğru bükülmüştü.
Yaşlı yolcu, yıllar önce aynı köprüde bir cenaze arabasına refakat ettiğini söyledi. Cenazenin kim olduğunu anlatmadı. Yol kenarında duran kadını tanıyıp tanımadığını da söylemedi. Rauf bir daha onu serviste görmedi. Kasaba küçük olduğu hâlde evini bulamadı.
Rauf şimdi gece servisi yapmıyor. Gündüz direksiyona geçmeden önce arka kapıyı açıp koltukların altına bakıyor. Şoförler onunla dalga geçiyor. O da gülüyor. Geçen kış yeni çocuklardan biri son koltuğa oturup ayaklarını uzatmış. Rauf ilk defa bir yolcusunu kolundan tutup kaldırmış. Çocuk “Abi boş koltuk işte,” deyince söylediği söz minibüsçüler arasında kaldı:
“Ben de öyle demiştim.”
İlgili tartışmalar: Yol Kenarındaki Otostopçu Sırrı
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle