Bu Değirmenin Suyu Nereden Geliyor?
Bir tarafta sabahın köründe işe gidip alın teri dökerek geçim derdine düşen milyonlar; diğer tarafta ise hiçbir mesleği, üretimi veya kayda değer ticari faaliyeti olmadığı halde lüks konvoylarla gezen, altın varaklı dergâhlarda oturan sözde "şeyhler"...

Sistem çok kusursuz(!) işler: Babadan oğula geçen bir "el verme" (post) saltanatı kurulur. Lider efendi efendi postunda oturur; etrafındaki müritler ise ona çay servisi yapar, temizlik koşturur, koli taşır. Adamın eline ne bir tornavida değmiştir ne de bir defter tutmuştur. Peki, bu devasa lüks, bu milyonluk arsalar, son model makam araçları nereden finanse ediliyor?
Klasik yanıt hazırdır: "Hayırsever zenginler bağış yapıyor."
İşte asıl trajikomik hikâye tam da burada başlar!
1. O Zenginler Neden Kapıdan Kovuyor da Şeyhlere Bonkör Oluyor?
Gelin biraz mantık yürütelim ve o "hayırsever zenginlerin" peşine düşelim. Hani şu şeyhlere çuvalla para, arsa ve bina bağışlayan hayırseverler...
Sıradan bir vatandaş, eli ekmek tutmayan bir genç ya da yardıma muhtaç dürüst bir insan iş istemek, borç kapatmak veya hayatta kalmak için o zengin iş adamlarının kapısına gitse ne olur? Büyük ihtimalle sekreterler tarafından kapıdan çevrilir, "Şu an randevumuz yok", "Bütçemiz kapalı" denerek bir dilenci muamelesiyle uzaklaştırılır.
Peki, aynı zengin iş adamı sıra o şeyhe veya dergâha gelince neden bir anda kesenin ağzını sonuna kadar açar?
Cevap basittir: Manevi rüşvet ve statü ticareti! Zengin, o cemaate akıttığı parayla aslında ahiretini sigortaladığını (ya da o cemaatin arkasındaki siyasi/ticari güç ağlarından nemalandığını) düşünür. Şeyhe verilen her milyon, o zenginin piyasadaki kalkanı ve dokunulmazlık zırhıdır. Yani ortada saf bir "hayır" değil, çıkara dayalı gayet menfaatçi bir tapınma ekonomisi vardır.
2. Peygamberler Çalıştı, Bu Şeyhler Neden Yan Gelip Yatıyor?
İşin en büyük çelişkisi ise dini referans gösterip peygamberlerin adını dilinden düşürmeyenlerin, o peygamberlerin hayat tarzıyla uzaktan yakından alakasının olmamasıdır.
Biraz dini tarihe ve peygamberlerin hayatına baktığımızda ne görüyoruz?
- Hz. Âdem çiftçiydi, tarımla uğraştı.
- Hz. İdris terzilik yaptı, iğneyi ilk kullanan insan olarak alın teri döktü.
- Hz. Nuh marangozdu, gemiyi kendi elleriyle inşa etti.
- Hz. İbrahim çiftçilik ve ticaretle meşgul oldu.
- Hz. Musa çobanlık yaptı, yıllarca madenî ve fiziki emekle çalıştı.
- Hz. Davud demirciydi, demiri işleyip zırh yaparak geçimini sağladı.
- Ve bizzat Hz. Muhammed (s.a.v.), gençliğinde çobanlık yapmış, ticaretle (tüccar olarak) uğraşmış; sırtında kerpiç taşımış, hendek kazarken sahadaki en ağır işçilerden biri olmuştur.
Hangi peygamber bir dergâh postuna kurulup müritlerine çay servisi yaptırmıştır? Hangi peygamberin önünde insanlar elini kolunu bağlayıp iki büklüm, putperest kralların huzurundaymış gibi titrek bir şekilde divan durmuştur? Peygamberler halkın içindeydi, halkla birlikte üretiyor, halkla birlikte terliyordu.
Bugünkü şeyhler ise üretimi tamamen sıfırlamış, müridin emeğini sömüren birer "manevi patron" gibi konumlanmıştır.
3. Sonuç: Değirmenin Suyunun Kaynağı Uyanıklıkta
Sonuç gayet açıktır: Bu değirmenin suyu alın teriyle değil, insanların saf dini duygularının, korkularının ve "kurtuluş" arayışlarının pazarlanmasıyla dönmektedir. Çalışmadan, yorulmadan, terlemeden bir imparatorluk kurmak istiyorsanız; insanoğlunun bu zayıf damarını yakalamanız ve "post" sahipliği ilan etmeniz yeterlidir.
Bir dahaki sefere lüks ciple gezen bir şeyh ve etrafında pervane olan insanları gördüğünüzde kendi kendinize sorun: "Bu adam hayatında tek bir gün somut olarak ne üretti de peygamberlerin bile sürmediği bu sefa içinde yaşıyor?"
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Ahali bu entry için 19 mesaj gönderdi.1–19 / 19 mesaj