Şeyhini Tanrılaştıranların Dokunulmazlık Tabusu

Soru sorma ve dayanak arama fikrine dair temsilî sahne.
Temsilî illüstrasyon: Soru sorma ve dayanak arama fikrine dair temsilî sahne. Gerçek bir kişi, kurum veya olayı göstermiyor.

Bir yazı yazarsınız; ne bir şahsa hakaret edersiniz ne de kimsenin inancına söversiniz. Sadece sistemin aksayan yönlerini, dinin bir rant ve güç mekanizmasına dönüştürülmesini sorgularsınız. Fakat çok geçmeden bir grup mürit kapıya dayanır. Gözlerinde öfke, dillerinde ezberlenmiş sloganlar vardır: "Sen kimsin ki mübarek zatı eleştiriyorsun? Bizim aklımız onların erdiği hikmete yetmez!"

İşte tam bu an, meselenin dinden çıkıp tamamen bir tabu ve kul kölelik rejimine dönüştüğünün resmî kanıtıdır.

Bir insan, kendi türünden olan, yiyen, içen, uyuyan ve hata yapmaya meyilli bir başka insanı nasıl olur da "sorgulanamaz" bir makama oturtur? Kendi zekasını, vicdanını ve mantığını aşağılayıp, bir başkasının zekasına bu kadar mutlak bir teslimiyetle nasıl biat edebilir?

1. Kendi Aklını Aşağılama Psikolojisi: "Biz Kimiz Ki?"

Tarikat ve cemaat çarklarının en tehlikeli dişlisi, bireye sürekli kendi değersizliğini aşılamaktır. Mürit daha ilk günden itibaren şu telkinle yetiştirilir:

"Sen avamsın, senin aklın kıt. Dinin derinliğini anlayamazsın. Sen sadece itaat et, söyleneni yap. Şeyhin senin yerine düşünür, senin yerine doğruyu bulur."

Bu zihinsel felç hali, insanı zamanla kendi aklından utanan bir varlığa dönüştürür. "Biz kimiz ki onları sorguluyoruz?" cümlesi, aslında bir saygı ifadesi değil; bireyin kendi insanlığından ve iradesinden vazgeçtiğinin itirafıdır.

Peki sormak gerekir: Yaratıcı sana o aklı kullanmayacaksın, bir başkasına kiralayacaksın diye mi verdi?

DOKUNULMAZLIK TABUSUNUN 3 AŞAMASI

  • Zihinsel Felç: Kendi düşünme yetisine olan güveni tamamen kaybetme ve "ben bilmem hocam bilir" kolaycılığına kaçma.
  • Kutsal Zırh Giydirme: Şeyhi veya lideri eleştirilebilir bir insan olarak değil; doğrudan ilahi bir temsilci, hata yapmaz bir makam olarak görme.
  • Eleştirene Düşmanlık: Yapılan en ufak mantıklı eleştiriyi bile dine, kutsala veya Yaratıcı'ya yapılmış bir saldırı gibi algılayıp agresifleşme.

2. Şeyhin Aklı Yetiyor da Senin Aklın Neden Yetmiyor?

Eğer bir konuda "insan aklı yetersizdir" denecekse, o zaman o şeyhin aklı da bir insan aklıdır. O nasıl oluyor da o sınırsız hikmete eriyor da, aynı anatomiye ve beyne sahip bir başka insan sorgulama hakkından mahrum bırakılıyor?

Cevap çok basit: Güç ve İktidar.

Bir yapının lideri eleştirilmeye başlandığı an, o yapının üzerindeki mistik büyü bozulur. Şeyhin de herkes gibi hata yapabildiği, yanıldığı, ticari veya siyasi hesaplar güdebileceği gerçeği ortaya çıkar. Müritlerin bu yazıya bile tahammül edememesinin, en ufak bir eleştiride köpürmesinin asıl sebebi inanç kaygısı değil; sığındıkları o sahte güvenlik konforunun yıkılma korkusudur.

"Sorgulanamaz kılınan her insan, zamanla kendi krallığını kurar. Dini tabulaştıranlar, Tanrı'yı değil; o din üzerinden kurdukları kendi iktidarlarını koruma telaşındadır."

3. Sonuç: Tabuları Yıkmak Aklın Borcudur

Hiçbir insan, hiçbir makam ve hiçbir iddia sorgulamadan muaf değildir. İnanç, soru sorarak, sınayarak ve akıl süzgecinden geçirerek olgunlaşır. Bir düşünce ya da lider soru sorulmasından korkuyorsa, ortada korunması gereken bir hakikat değil, saklanması gereken bir yalan var demektir.

Bir dahaki sefere birisi karşınıza geçip "Bizim aklımız yetmez, sorgulama!" dediğinde ona şu soruyu sorun: "Aklımızın yetmediği şey dinin kendisi mi, yoksa sizin o dinin arkasına gizlediğiniz insan yapımı saltanatınız mı?"

İlgili tartışmalar: İradenin Teslimiyeti mi, Aklın Hürriyeti mi?