Ege’nin taş sokakları arasında, zamanın unuttuğu eski bir Rum konağı vardı. Yüksek tavanları, ahşap işlemeli pencereleri ve dökülen sıvalarıyla hüzünlü bir güzelliğe sahip olan bu ev, uzun yıllardır kimsizdi. Bir mimari inceleme gezisi sırasında, gündüz gözüyle bile içinde insanı huzursuz eden bir kasvet barındıran bu konağa hava kararmak üzereyken girdik.

Akşam Sefası Değil, Gece Kabusu

Hava tamamen karardığında, merdivenlerden gıcırdayarak üst kattaki büyük salona çıktık. Taban tahtaları her adımımızda inliyor, tozlu hava boğazımızı yakıyordu. Oturup mola verdiğimiz sırada, evin alt katından, yani bomboş olan mutfaktan tuhaf sesler gelmeye başladı.

  • Yabancı Dil: Eski Rumca aksanıyla ama boğuk fısıltılar halinde konuşan insan sesleri... Bir kadın ve bir erkeğin tartıştığına benzer mırıltılar odaya kadar ulaşıyordu.
  • Boş Mutfağın Gerçeği: Mahalleli çocuklar sandık ve aşağıya indik. Mutfakta tabanın tamamen kuru toprak olduğunu, içeride ne bir insan ne de herhangi bir eşya bulunduğunu gördük.

Duvarlardaki Gizemli İşaretler

Tekrar yukarı çıktığımızda, salona serdiğimiz montlarımızın üzerine bırakılmış garip bir detayla karşılaştık:

"Tozlu tahtaların üzerine parmakla kazınmış gibi, eski harflerle yazılmış anlamsız çizikler ve semboller atılmıştı. Biz yukarıdayken oraya kimse çıkmamıştı."

O evden çıktığımızda üzerimizdeki o tuhaf ağırlık şehre varana kadar üzerimizden gitmemişti. Evin kendisi değil, içindeki duvarların bile geçmişte yaşananları hafızasında tuttuğunu o gece anladık.

İlgili tartışmalar: Sandığı açınca ev değişti