İş hayatının yoğun temposu insanı bazen hiç beklemediği, haritada bile yerini zor bulacağı küçük şehirlere ve kasabalara sürükler. 2019 yılının dondurucu bir kasım gecesinde, İç Anadolu’nun eski bir sanayi kentinde, iş görüşmelerimin uzaması nedeniyle geceyi geçirmek için şehir merkezinde bulduğum ilk otele geçtim. Otel, cumhuriyetin ilk yıllarından kalma, yüksek tavanlı, ahşap işlemeli mobilyalara sahip ama bakımsızlıktan yıpranmış nostaljik bir yapıydı. Resepsiyondaki yaşlı adam bana üçüncü kattaki 304 numaralı odanın anahtarını uzatırken yüzüme tuhaf, kaçamak bir bakış attı; ancak o anki yorgunluğumla bunu sadece yaşlılığın getirdiği bir huysuzluk olarak yorumladım.
Odaya girdiğimde beni karşılayan ilk şey, otelin genelindeki o eski bina kokusunun ötesinde, sanki haftalardır havalandırılmamış bir odanın rutubeti ve hafif yanık bir kükürt kokusuydu. Yatağa uzanıp ışıkları söndürdüğümde saat gece yarısı ikiyi gösteriyordu. Şehrin uğultusu tamamen çekilmiş, otelin koridorları derin bir sessizliğe bürünmüştü.

Gece Yarısı Yaşanan Anormallikler
Gece saat üç sularında, odanın içindeki mutlak sessizlik birdenbire tüyleri ürperten bir gürültüyle kesildi. Yatağın tam karşısındaki eski tüplü televizyon kendi kendine açılmıştı.
- Televizyonun Durumu: Ekran tamamen karıncalı bir griyle kaplıydı ve hoparlörlerden kulakları tırmalayan, tiz bir cızırtı yükseliyordu.
- Fiziksel Müdahale: Yataktan fırlayıp komodinin üzerindeki kumandayı aradım ama kapama tuşu yanıt vermiyordu. En sonunda televizyonun arkasındaki kalın kabloyu tutup var gücümle duvardaki prizden çektim.
Cızırtı kesildi, oda tekrar karanlığa ve sessizliğe gömüldü. Ancak tam arkamı dönüp yatağa adım atacakken, banyo kapısının altındaki aralıktan dışarıya sızan o tuhaf ışığı fark ettim.
Banyonun İçindeki Gölge
Banyonun aydınlatması normalde beyaz bir florasan lambaydı; fakat şu an kapının altından sızan şey, sarımtırak, titrek ve tıpkı bir mum ışığı gibi dalgalanan loş bir aydınlıktı. Banyo kapısına doğru yavaş adımlarla yaklaştım. Kapı hafifçe aralıktı. Elimi ahşap kapıya koyup yavaşça içeriye doğru ittim.
"İçeride, fayansların üzerinde, başını ellerinin arasına almış, uzun ve ıslak saçları yüzünü tamamen kapatmış bir kadın silüeti oturuyordu. Sırtı bana dönüktü ama kaburgalarının kalkıp inişinden düzensiz bir şekilde nefes aldığı anlaşılıyordu."
O an felç olmuş gibi kaldım. Akıl sağlığımı sorgulamaya çalışırken, o varlık içeri girdiğimi hissetti.
- Doğa Dışı Hareket: Hiçbir insani eklem hareketi göstermeden, adeta bir duman gibi, doğa dışı bir hızla ayağa kalktı.
- Korkunç Yaklaşma: Yüzünü bana dönmedi ama bedenini doğrulttuğu an doğrudan üzerime doğru süzülmeye başladı. O sırada odadaki sıcaklık aniden sıfırın altına düşmüş gibi nefesim buğulanmaya başladı.
O dehşet anında kendimi koridora nasıl attığımı, merdivenleri üçer beşer nasıl indiğimi hatırlamıyorum. Resepsiyona nefes nefese indiğimde, gece nöbetindeki adam beni gördüğünde hiç şaşırmadı. Elindeki gazeteyi yavaşça masaya bıraktı ve tüy ürperten bir sakinlikle fısıldadı:
"304 numaralı oda değil mi? O odadaki yatağın altında yıllar önce ne bulduklarını sana anlatsam, bu gece bu şehirde bile kalmak istemezsin..."
İlgili tartışmalar: Aile Boyu Görülen O Karanlık Suret
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle