“Ben Nakşibendî tarikatının Hâlidî kolundanım” deyince azap meleklerinin insanı bırakması… Cübbeli Ahmet’in anlattığı bu sahne beni rahatsız ediyor. Allah’a yaklaşmak için bir hocayı dinleyen insana neden böyle bir aidiyet güvencesi veriliyor? İnsanın yaptıkları, kul hakkı, ahlâkı konuşulurken bir anda ortaya tarikat adı çıkıyor.

Dinî aidiyet ve kurtuluş vaadi üzerine temsilî sahne.
Temsilî illüstrasyon: Dinî aidiyet ve kurtuluş vaadi üzerine temsilî sahne. Gerçek bir kişi, kurum veya olayı göstermiyor.

Cübbeli Ahmet olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü.

Cübbeli Ahmet olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü.

Konuşma kesiti burada. Üstelik söz yalnızca eleştirenlerin haberinde yok. 25 Nisan 2018 tarihli Müsellem yazısı da ifadeyi aktarıp savunuyor. Orada söz Mahmud Ustaosmanoğlu üzerinden Ali Haydar Efendi’ye dayandırılıyor. Benim itiraz ettiğim de bu: Şeyhten şeyhe aktarılan bir sözle insanın ahireti hakkında nasıl bu kadar büyük konuşuluyor?

Hâlidiyye, Nakşibendiyye’nin Hâlid el-Bağdâdî’ye nispet edilen kolu. İsmailağa çevresi de bu gelenekle ilişkili. Bir insan bu çevrede ibadet etmeyi öğrenmiş, güzel arkadaşlıklar kurmuş olabilir. Bunları anlatsın. Ama bir gruba mensubiyetle azap meleklerinden kurtuluş anlatmak, iyi arkadaşlık tavsiye etmekten çok daha büyük bir iddia.

İstanbul Fatih’teki İsmailağa Camii.İstanbul Fatih’teki İsmailağa Camii.

Buhârî 2753’teki rivayette Hz. Muhammed’in kendi yakınlarına yaptığı uyarıya bakın. Kızı Fâtıma da hitap edilenler arasında. Babasının peygamber olması, Allah karşısındaki sorumluluğunun yerine konulmuyor. Kendi malından yardım edebileceğini söylüyor; aile bağına yaslanarak hesaptan kurtulma güvencesi vermiyor. Müslim’de de aynı uyarı var. Peygamberin kızına yapılan bu uyarıyı okuduktan sonra, bir tarikat kolunun adını söylemeye bağlanan sahneyi nasıl olağan karşılayayım? Benim duyduğum çelişki tam burada. Bir tarafta insanın kendi sorumluluğu, diğer tarafta sanki doğru grubun adını söylemekle açılan bir kapı.

İşin ilginç tarafı bu sözü savunan yazıyı da okudum. Hâlidîlikten yalnızca etiket değil, ibadet ve güzel ahlâkla yaşamanın kastedildiğini vurgulanmak istenmiş... O zaman bunları söyleyin. Namazı anlatın, ahlâkı anlatın, kul hakkını anlatın. Dinleyicinin aklında kalacak kurtuluş cümlesi neden topluluğun adı oluyor? İyi insan olmak anlatılıyorsa neden sahnenin kilidi mensubiyet?

Şefaat inancını konuşmak da bu soruyu ortadan kaldırmıyor. Bakara 255’te şefaat Allah’ın iznine bağlanıyor. Bir şeyhin aktardığı belirli kurtuluş sahnesinin dayanağını sormak hâlâ yerinde duruyor. İnanan insanın bunu sorması dine saldırı sayılamaz.

İsmailağa Camii’nin dış cephesi ve avlu girişi.İsmailağa Camii’nin dış cephesi ve avlu girişi.

Bence böyle sözlerin en tehlikeli tarafı, kişinin topluluktan ayrılma kararına kadar uzanması. Burada kalırsam ahiretim güvende diye düşünen insan, çıkmak istediğinde yalnızca arkadaşlarını geride bırakmış gibi hissetmeyebilir. Kurtuluşunu kaybetmekten de korkabilir. Bir insanın vicdanına yüklenen bu ağırlık hafife alınacak bir şey değil.

Allah’a yakınlaşmak isteyen insana ihtiyacı olan şeyin belli bir çevrenin adı olduğunu düşündürmeye itiraz ediyorum. Dinî rehberlik insanı ahlâklı yaşamaya çağıracaksa çağırsın. Ama ahireti grubun ayrıcalığı gibi anlatmayın. İnsanların korkusu da kurtuluş umudu da bir tarikatın malı değil.

İlgili konular

Kaynaklar ve konuşma kaydı

Bağlantıdaki video başka bir hesabın yayımladığı kesittir; tam vaazın tarihi belirlenemedi.

Eklenen görsellerin kaynakları

  1. Cübbeli Ahmet olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü. — https://www.youtube.com/channel/UC4KrEHq7MQAlbYeQq-ePRvw · CC BY 3.0.
  2. İstanbul Fatih’teki İsmailağa Camii. — Dosseman · CC BY-SA 4.0.
  3. İsmailağa Camii’nin dış cephesi ve avlu girişi. — Dosseman · CC BY-SA 4.0.

İlgili tartışmalar: Cebinde Sırat Köprüsünden Geçirmek