Bir şehir düşünün: Sokakta dans eden insanlar var, ama ortada şenlik yok. Devam ettikçe iş eğlenceye değil, şehir yönetiminin müdahale etmesi gereken bir krize dönüşüyor. Strasbourg’un 1518 yazındaki dans vakası, tarihin tuhaf dipnotlarından biri olmanın ötesinde; insanların bedeniyle ilgili neye inandığının, yetkililerin çözüm arayışını bile nasıl belirleyebildiğini gösteriyor.

Tarihsel dans çılgınlığı tasviri; 1518 olayından çekilmiş bir kayıt değildir.
Tarihsel dans çılgınlığı tasviri; 1518 olayından çekilmiş bir kayıt değildir. · Wikimedia Commons · CC BY 4.0

Dans Vebası anlatılarında bir kadının sokakta dans etmeye başlaması, peşinden başkalarının katılması ve sayının yüzlere ulaşması var. Kadına verilen Troffea adıyla karşılaşan çoktur. Burada dönem kayıtlarıyla sonraki anlatıları ayırmak gerekiyor: herkesin aynı sokakta, aynı saatten başlayarak hiç durmadan dans ettiğini gösteren kesintisiz bir kayıt yok. Günlere yayılan bir toplumsal olaydan söz ediyoruz.

Çare olarak daha fazla dans

Dosyanın en şaşırtıcı taraflarından biri, dansı sürdürmenin başlangıçta çare sayılması. John Waller’ın tarih incelemesinde, dönemin bedensel açıklamaları ve şehirde dansa alan açılması anlatılıyor. Bugün dışarıdan bakınca durdurulmasını beklediğimiz şeye, o gün başka bir mantıkla yaklaşılmış. Sonraki aşamada Aziz Vitus’la ilişkilendirilen dinî çözüm yolları öne çıkıyor.

Burada baskı altındaki bir toplum var: hastalık, yoksulluk, korku ve kutsal cezaya ilişkin güçlü inanışlar. Waller, bu koşulların kitlesel bir trans ve davranış yayılımını mümkün kıldığını savunuyor. Çavdar mahmuzuyla zehirlenme gibi başka açıklamalar da konuşuluyor; bunların dansın süresi ve toplumsal örüntüsüyle ne kadar uyuştuğu ayrıca tartışılıyor.

Ölü sayısı neden bu kadar kesin anlatılıyor?

“Her gün on beş kişi öldü”, “yüzlerce kişi kalp krizinden gitti” gibi rakamlar hikâyeyi çok çarpıcı yapıyor. Fakat aynı kesinlikte ölüm listeleri sunulmuyor. Tarihçi Élisabeth Clementz’in Waller’ın kitabı üzerine eleştirisi, anlatının bazı ayrıntılarına ve kaynakların nasıl okunduğuna itiraz ediyor. Bu yüzden burada toplu kalp krizi tablosunu sabit bir veri gibi vermiyorum. Kayda geçmiş dans olayı ile ona eklenen kesin ölüm bilançosu aynı sağlamlıkta değil.

Bu tartışma olayın ilginçliğini azaltmıyor. Bir topluluğun aynı davranışa kapılması, yetkililerin önce bunu teşvik edip sonra başka çarelere yönelmesi zaten başlı başına güçlü bir hikâye. 1962’deki gülme salgını ile yan yana koyunca, bedenin içinde yaşanan bir şeyin insanlar arasında nasıl yayıldığı sorusu daha da büyüyor. Ama iki olayın arasındaki dört yüz yılı tek bir hazır teşhisle silmemek lazım.