Gülmekle başlayan bir olayın okul kapattırması tuhaf geliyor. Daha tuhafı şu: Adı “gülme salgını” olsa da anlatılan şey keyifli bir kahkaha zinciri değil. Ağlama, huzursuzluk ve kişinin günlük hayatını sürdüremediği nöbetler de var. 1962’de Kashasha’daki öğrenciler için bu, komik bir internet videosuna dönüşmeden önce gerçek bir okul ve sağlık meselesiydi.
A. M. Rankin ve P. J. Philip’in 1963 raporu olayın yakın tarihli kaydı. Araştırmacıların yazısında başlangıç 30 Ocak 1962; yer, o dönem Tanganyika sınırları içindeki bir kız yatılı okulu. İlk kapatılmaya kadar 159 öğrencinin 95’inin etkilendiği bildiriliyor. Bu rakam, sonradan bütün bölge için dolaşan tahminlerle aynı sayım değil.

Okul kapanınca öğrenciler evlerine dönüyor; yeni bildirimler de yerleşimler arasında görünür hale geliyor. Olayın en çarpıcı yönü, tek bir binadan çıkıp aile ve temas ağlarını izleyen bir örüntü kazanması. Hastalananların hepsi aylarca aralıksız gülmüş değil; nöbetler ve aralarındaki normal dönemler anlatılıyor. Popüler özetlerde kaybolan ayrıntı bu.
Gülme neden bir mutluluk belirtisi değil?
Kontrol edemediğiniz bir tepki, dışarıdan ne kadar neşeli görünürse görünsün, sizin için yorucu ve korkutucu olabilir. Yazıdaki ağlama ve huzursuzluk bunun hatırlatıcısı. Olayı “herkes çok eğlendi, okul tatil oldu” diye anlatınca, insanların yaşadığı güçlüğü siliyoruz.
Gülme salgını üzerine sonraki araştırmalar, okul düzenini ve bağımsızlık sonrasındaki toplumsal değişimleri de tartışıyor. Doğu Afrika’daki kitlesel hastalık yorumlarını inceleyen tarih çalışması, dönemin hekimlerinin kullandığı dili ve varsayımlarını da sorguluyor. Eski rapordaki sınıfsal ve kültürel yargıları bugünün kesin teşhisi gibi tekrarlamak gerekmiyor.
- Bir okul için verilen sayı, bölgenin bütün salgın toplamı değildir.
- Yayılan nöbetler ile herkesin aynı anda yaşadığı tek bir kriz aynı şey değildir.
- Psikolojik yayılım açıklaması, öğrencilerin rol yaptığı anlamına gelmez.
Kitlesel psikojenik hastalık kavramı burada işe yarıyor; ama başlangıçtaki bütün koşulları geri getiren bir zaman makinesi değil. Strasbourg’daki dans vakasına benzemesi de iki olayı birebir aynı yapmıyor. Birinde dansı durduramama, ötekinde gülme ve ağlama nöbetleri var; ortak soru, bir insanın yaşadığının diğerinin bedeninde nasıl karşılık bulduğu.
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle