İki kişi bir hikâye uydurmuşsa, odada yalnız kalınca ne konuşur? Birbirlerine anlatının tutup tutmadığını mı sorarlar, rahatlayıp gülerler mi, yoksa kapı kapandıktan sonra da başlarına gelen şeyden korkmaya devam mı ederler? Pascagoula olayında beni yakalayan nokta bu. Gökteki ışığın şekline gelmeden önce o odadaki konuşmayı duymak gerekiyor.
11 Ekim 1973 akşamı, Mississippi’deki Pascagoula kıyısı. Tersanede çalışan Charles Hickson ve Calvin Parker balık tutuyor. Daha sonra anlattıklarına göre yanlarına mavi ışıklar saçan, uzunca bir cisim yaklaşıyor. Uğultuya benzer bir ses var. Cisimden çıkan varlıklar da alıştığımız iri gözlü, ince parmaklı uzaylı çizimlerine pek benzemiyor: kırışık bir görünüş, tuhaf çıkıntılar, kıskaç ya da perdeli el gibi tarif edilen uzuvlar.
İkilinin anlattığı karşılaşmada en rahatsız edici taraf, kaçamamaları. Hickson kendisinin taşındığını, araçta bir muayeneden geçirildiğini ve büyük bir göz gibi görünen bir aygıt bulunduğunu söylüyor. Seslenmeye çalıştığında kendi sesini duyamadığını da daha sonra anlatıyor. İnsan bu kısmı okurken sadece varlıkları değil, kendi bedeninin üzerinde söz sahibi olamama hâlini düşünüyor.
O geceden kalan konuşma
İki işçi aynı gece Jackson County şerifinin ofisine gidiyor. Olayı anlatırken sesleri kayda alınıyor; bir aşamada odada yalnız bırakılıyorlar ve kayıt sürüyor. Ralph ve Judy Blum’un 1974 tarihli kitabından aktarılan konuşma dökümünde korkunun sorgulama bittikten sonra da sürdüğü görülüyor. Bu sayfa banttan seçilmiş bölümleri aktarıyor; tam tutanağın yerine koymamak lazım. Ama okuduğunuz şey olaydan onlarca yıl sonra kurulmuş bir röportaj cümlesi de değil.
Bence dosyanın ağırlık merkezi burada. Bir gölün üzerinde görülen ışık için onlarca ihtimal sıralanabilir. İki insanın o gece nasıl bir ruh hâlinde olduğunu gösteren kaydı ise en azından açıp dinleyebiliriz. Korkmuş olmak, karşılarına çıkan şeyin nereden geldiğini tek başına açıklamaz; buna rağmen korkunun kendisini yok sayıp “uydurmuşlar işte” demek de kolaycılık.
Associated Press’in 2013’te görüştüğü eski görevli Glenn Ryder, onları yalnız bırakmanın amacını da anlatıyor: bir aldatmaca varsa kendi aralarında belli etmelerini beklemişler. Ryder’ın yıllar sonraki değerlendirmesinde de ikilinin yaşadığı endişe öne çıkıyor. Yani bu kayıt yalnızca UFO meraklılarının sonradan eklediği bir söylenti olarak dolaşmıyor; o geceki görevlinin anlatımında da yeri var.

Aynı olay, iki ayrı hayat
Hickson yaşadığını düşündüğü şeyi anlatmayı sürdürüyor. 1979’da Orley B. Caudill’in yaptığı sözlü tarih görüşmesi bugün Southern Mississippi Üniversitesi’nin arşivinde. Üniversitenin tanıttığı görüşmede karşılaşmanın yanı sıra olaydan sonraki hayatı da var: kiliselerde, radyolarda ve televizyonlarda konuşmalar. Bu, dosyanın üzerinden geçip giden iki günlük bir haber olmadığını gösteriyor.
Parker’ın tepkisi başka. AP’ye anlattıklarında ilginin hayatını altüst etmesi ve uzun süre olaydan uzak durma çabası öne çıkıyor. Her tanığın televizyona çıkmak için can attığını varsayanların burada biraz durması gerekiyor. Aynı karşılaşmayı anlattıklarını söyleyen iki kişiden biri konuşmaya devam ederken diğeri kendisine normal bir hayat kurmaya çalışıyor. Bu fark bana, dosyanın içindeki insanları unutmamak gerektiğini hatırlatıyor.
- Önce olay gecesindeki kayıt: Sonradan yapılmış belgeselin müziği olmadan konuşmaya bakın.
- Sonra Hickson’ın 1979 görüşmesi: İlk anlatımla sonraki ayrıntıları karşılaştırın.
- Ardından Parker’ın kendi anlatımı: İki adamın tepkilerini tek kişilik bir hikâyeye sıkıştırmayın.
Betty ve Barney Hill deyince hipnoz odası, Travis Walton deyince ormandaki ekip ve kaybolduğu günler öne çıkıyor. Allagash’taki dört kampçıda ise göldeki ışık ile yıllar sonraki hatırlamalar arasındaki bağ tartışılıyor. Pascagoula’nın elinde farklı bir parça var: karşılaşmayı anlattıkları geceden kalan sesleri.
Ben bu yüzden Pascagoula’yı kenara atılacak bir dosya olarak görmüyorum. Şerifin ofisinden çıktıklarında bu insanların hayatı eski hâline dönmüyor. O odadaki konuşmayı okuduktan sonra aynı soruya dönüyorum: Kapı kapandı, dinleyen kimse kalmadığını düşünüyorlardı. O hâlde birbirlerinden neyi saklıyor, neden hâlâ korkuyorlardı?
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle