Alex Collier’ın anlatımında beni durduran ayrıntı dev gemiler değil, karşısındaki varlıklara duyduğunu söylediği yakınlık. Korkudan donmak yerine onları sanki tanıyormuş gibi hissettiğini anlatıyor. Temas fikrine bakanların bunu da hesaba katması gerektiğini düşünüyorum. Her karşılaşmanın yalnız dehşet üzerinden anlatılması şart değil.

Alex Collier, 1995 tarihli anlatımında iki varlıkla ilişkisini, iletişimi ve yaşadığını söylediği muayeneyi anlatıyor. Andromedalılar başlığının tek kaynağı o değil; ama kişinin ne söylediğini kendi uzun kaydından takip etmek isteyen için somut bir başlangıç. Bir dakikalık etkileyici montajdan daha fazla malzeme var.
Ben insan benzeri başka topluluklarla ilişki ihtimalini savunuyorum. Bunun, insanın önüne yeni bir üstünlük merdiveni konması demek olduğunu düşünmüyorum. Başka bir topluluk teknolojide bizden ilerideyse, her konuda bize hükmetme hakkını da otomatik almıyor. Dünya’da bu yanılgının yeterince örneğini gördük zaten.

Andromeda adı konusunda da farklı anlatılar var; takımyıldızla galaksiyi birbirine karıştıran çok metin dolaşıyor. Gösterdiğim M31 fotoğrafı gerçek galaksi görüntüsü; Collier’ın tarif ettiği varlıkların fotoğrafı değil. Köken meselesini konuşmak, o gökyüzü adının farklı kullanımlarını takip etmeyi de gerektiriyor.
Benim için bu dosyanın en değerli sorusu şu: Temas bizi kendi hayatımızda daha sorumlu mu yapacak, yoksa bir kurtarıcı bekleyip hareketsiz mi bırakacak? İlkini savunurum. Kendi aklını bırakmanı isteyen bir öğretiyi, üstüne galaktik etiket yapıştırıldı diye daha iyi bulmam. Birbirini tanımak, birbirine teslim olmakla aynı şey değil. Türler üzerine ana yazıda da durduğum yer bu.
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle