Bir kehanet Türkçeye çevrildiğinde içinden Hitler, füze, gökdelen veya belirli bir savaş çıkıyorsa ilk sorum şu: O kelime Fransızca satırda gerçekten var mı? Çünkü bazen okuduğumuz şey çeviri değil, bir yorumcunun çözümü. Yorum yapmakta sorun yok; fakat çözümü özgün metnin içine yerleştirince Nostradamus’un söylediğiyle bizim ona söylettiğimiz birbirine karışıyor.

César de Nostredame’a atfedilen Nostradamus portresi.
César de Nostredame’a atfedilen Nostradamus portresi. · César de Notre-Dame · Public domain

Nostradamus’un Les Prophéties metinleri eski Fransızca, değişken yazım ve yoğun simgelerle dolu. Baskılar arasında farklı okunan kelimeler de var. Bu yüzden burada bütün dörtlükleri tek ve kusursuz bir Türkçeye çevirdiğimi iddia etmeyeceğim. Daha dar ama işe yarayan bir şey yapalım: birkaç ünlü örnekte metnin hangi noktada yoruma dönüştüğüne bakalım.

Hister’ı Hitler diye çevirdiğimiz an ne oluyor?

II.24’te görünen sözcük Hister. Le Pelletier’nin 1867’de yayımladığı metinde bunu açıkça görebiliyorsunuz. Dizelerde açlık, ırmaklar, bir kamp veya alan ve demir kafes gibi unsurlar bulunuyor. Bunlar sert bir çatışma görüntüsü kuruyor. Fakat metindeki adın yazımı Hitler değil.

Üstelik Hister yalnızca kulağa benzeyen gizemli bir özel ad olarak durmuyor. Aynı metin geleneğinin IV.68 dörtlüğünde Ren ile yan yana karşımıza çıkıyor. İlgili sayfada iki adın birlikte kullanılması, coğrafya ihtimalini ciddiye almamızı gerektiriyor; Hister/Ister, Tuna için kullanılan eski adlar arasında. Dolayısıyla “Burada Hitler’e işaret etmiş olabilir” bir yorumdur. Kelimeyi Türkçe satırda doğrudan Hitler’e çevirmek ise yorumun yapıldığını okurdan saklar.

Bu fark küçük görünmesin. Birinci biçimde okur, bir sözcüğün nasıl çözüldüğünü tartışabilir. İkincisinde ise sanki 16. yüzyıl kitabında 20. yüzyıl siyasetçisinin adı yazıyormuş gibi bir izlenim oluşur. Kehanetin ne kadar ayrıntılı göründüğü, çevirmenin yaptığı bu tek seçime bağlı hâle gelir.

Mabus’un başına gelenler

Le Pelletier’nin 1867 baskısında II.62 dörtlüğü: Mabus sözcüğünün bulunduğu sayfa.
Le Pelletier’nin 1867 baskısında II.62 dörtlüğü: Mabus sözcüğünün bulunduğu sayfa. · Nostradamus / Anatole Le Pelletier, 1867 · Oxford nüshasının dijital kopyası · Public domain

II.62’de Mabus var. Yukarıdaki sayfa, kelimenin gerçekten metinde bulunduğunu gösteriyor. Buraya kadar sorun yok. Sorun, bu adı bir günümüz kişisine dönüştürüp dörtlüğü o kişinin biyografisi gibi yeniden yazdığımızda başlıyor. İki harfi benzetmek, adın bir bölümünü ters çevirmek, başka bir addan hece almak… Bunların hepsi bir çözüm önerisi olabilir; hiçbiri kendiliğinden sözlük anlamı olmaz.

İşin güzel tarafı, bu tartışmanın internet çağında başlamamış olması. Theophilus de Garencières, 1672’deki İngilizce çeviri ve açıklamalarında Mabus’u harflerin yerini değiştirerek Ambus şeklinde okuyor; bunu Montmorency dükünün idamıyla ilişkilendiriyor. Bugünün büyük krizini değil, kendi tarih dünyasından bir olayı bulmuş. Önerisini burada doğru ilan etmiyorum. Tam tersine, eski bir yorumcunun aynı adın üstüne nasıl bambaşka bir olay yerleştirdiğini göstermek için aktarıyorum.

Bu bana çok şey anlatıyor. Metin aynı kalabiliyor; onun içinde bulunduğu söylenen kişi değişebiliyor. Her kuşak kendi korktuğu veya izlediği ismi orada arıyor. Eğer bir gün Mabus için daha sağlam bir açıklama getirilecekse yalnızca benzerliği göstermesi yetmez; diğer önerilerin neden zayıf kaldığını da açıklaması gerekir. Yoksa kelime, her yeni krizde yeniden doldurulan boş bir sandalyeye dönüşüyor.

1999 açık, gökten gelen şey o kadar açık değil

L’an mil neuf cens nonante neuf sept mois

X.72 dörtlüğünün ilk satırı; eski Fransızca yazımıyla.

X.72 diğerlerinden farklı, çünkü 1999 sayısını açıkça içeriyor. Bu yüzden yıllarca büyük felaket beklentileriyle anıldı. Fakat tarihin belirginliği, dörtlükteki diğer imgelerin de aynı derecede belirgin olduğu anlamına gelmiyor. Gökten gelen korkutucu kralı tarif eden ifade, tek başına füze, uzay aracı, uçak veya kuyrukluyıldız demek değil. Bunlardan birini seçen yorumcu, metne bir karşılık öneriyor.

Aynı şekilde Angolmois kelimesiyle ne yapıldığı da sonucu değiştiriyor. Bir yer veya unvanla ilişkilendirmek başka, harfleri değiştirip bambaşka bir halka ya da lidere ulaşmak başka. Son satırdaki Mars’ın gezegen mi, savaş çağrışımı mı taşıdığı üzerine kurulacak okuma da ayrıca gerekçelendirilmek zorunda. Bir Türkçe aktarımda bütün bunlar çözülmüş gibi sunuluyorsa, okur aslında yalnızca şiiri okumuyor; yorumcunun tercihlerini de fark etmeden kabul ediyor.

Salon-de-Provence’ın eski kitaplar kataloğu, 1999 beklentisinin sinema ve yayın dünyasındaki izlerini de kaydediyor. Burada ilginç olan, kehanetin yalnızca kitapta kalmaması. Bir film görüntüsü ve güçlü bir ses, birkaç belirsiz dizeyi son derece somut bir felaket sahnesine çevirebiliyor. Sonra o sahneyi hatırlıyor, kitabın da aynısını söylediğini sanabiliyoruz.

  • Metin: Baskıda görünen kelimeler ve dörtlüğün numarası.
  • Çeviri: Kelimelerin anlamını başka dilde karşılamaya çalışma.
  • Yorum: Kelimeleri belirli kişi, yer veya olaya bağlama.

Bu üç katmanı ayırınca Nostradamus’u okumak bence sıkıcılaşmıyor. Bilakis, bir yorumun nerede cesur, nerede zorlama, nerede gerçekten düşündürücü olduğunu görebiliyoruz. Kâhinin biyografisi ayrı konuda, yaygın kehanet eşleştirmeleri de mevcut tartışmada duruyor. Burada benim itirazım kehanet okuma merakına değil; çeviri diye önümüze konan metne, özgün satırda olmayan bir ayrıntının sessizce eklenmesine.