Bir kentin insanları bir anda yere yığılıyor; sokaklarda kalan iskeletlerin açıklaması binlerce yıl önce patlayan bir silah oluyor. Mohenjo-daro hakkında anlatılan nükleer savaş iddiası böyle bir görüntü kuruyor. Sonra Mahabharata içindeki korkunç silahlar bu görüntüye ekleniyor. İki ayrı geçmiş tek sahnede birleşiyor: arkeologların kazdığı şehirle ozanların anlattığı savaş. Bu bağlantı gerçekten nerede başlıyor? Bence konuya girmeye değer soru bu.

Mohenjo-daro’nun stupa tepesi ve çevresindeki yerleşim kalıntıları.
Mohenjo-daro’nun stupa tepesi ve çevresindeki yerleşim kalıntıları. · Saqib Qayyum · CC BY-SA 3.0

Önce gerçek yere bakalım. İndus uygarlığının bu kentinde sokak, yapı ve su düzeni var; yalnızca gizemli birkaç taş yok. İnsan kalıntıları da kazı geçmişinin parçası. Fakat onların konumunu gösteren fotoğraf, tek başına ölüm nedenini söylemiyor. Fotoğrafın içine görünmez bir radyasyon ölçümü yerleştiremeyiz.

Bir felaket anı gibi görünen fotoğraf

George Dales’in 1964’te tartışmaya açtığı mesele, kalıntıların tek bir son saldırıda ölen insanları gösterip göstermediğiydi. Kazı bağlamlarını yeniden ele alan çalışmalar, farklı alanları ve tabakaları birbirinden ayırıyor. Tek bir çukurda, aynı tarihte ve aynı yıkım katmanında bulunmuş bir topluluğa bakıyormuşuz gibi davranmak güvenli değil. Yakın tarihli değerlendirmeler de iskeletlerin kazılma ve kayda geçirilme koşullarını yeniden tartışıyor. Bu, kentte kimsenin şiddet görmediği anlamına gelmez; bütün kemikleri aynı patlamanın içine toplamak için yeterli gerekçe bulunmadığı anlamına gelir.

Radyasyon iddiasında ise ölçüm raporu olmadan verilen “elli kat” gibi sayıları tekrar etmeyeceğim. Bir sayının çok sitede görünmesi, arkasına numune numarası eklemiyor. İddiayı savunacak kişinin getireceği asıl malzeme tam da bu olurdu: örneğin nereden alındığı, doğal zeminle nasıl karşılaştırıldığı ve sonucun başka bir laboratuvarda sınanıp sınanmadığı. Böyle bir kayıt ortaya konursa tartışmanın zemini değişir; şimdilik dolaşan cümleyle ölçülmüş bulguyu aynı şey sayamayız.

Mahabharata gerçekten ne anlatıyor?

Mahabharata içindeki yıkıcı silahlar ise ayrı bir okuma alanı. Özellikle Aşvatthama ile Arjuna’nın silahlarının karşı karşıya geldiği anlatıda, silahın salınması ve geri çekilmesi büyük bir ahlaki meseleye dönüşüyor. Sauptika Parva’nın XIV. bölümünü doğrudan açıp okumak, internetten alınmış bağlamsız bir “atom bombası tarifi” listesinden çok daha ilginç. Burada ilahî yetki, öfke, korunma ve dünyaya zarar verme tehlikesi var. Bir destanın korkunç bir silah düşünebilmesi, onun basit veya önemsiz olduğu anlamına gelmiyor.

Ancak aynı anlatıyı Mohenjo-daro’ya yerleştirmek için coğrafya ve tarih bağı da gerekir. Destanla kazı alanını yalnızca “ikisinde de ölüm var” diye birleştiremeyiz. Metinde olağanüstü bir silah olması edebî bir olgu; iskelette belirli bir radyasyon izi bulunmasıysa laboratuvar iddiası. Biri ötekinin yerine geçmiyor.

  • Şehrin yıkım ve terk edilme evreleri hangi tabakalarda görünüyor?
  • Fotoğraftaki kalıntının kazı numarası ve tarihi biliniyor mu?
  • Silahla ilişkilendirilen destan pasajı hangi bölümde, hangi çeviride?

Bu dosyayı ilginç bulmamın nedeni, soruların yalnızca “eski insanlar atom bombası yaptı mı?” ile bitmemesi. Bir ölüm fotoğrafının nasıl bir teknoloji efsanesine dönüştüğünü de izliyoruz. Tabletlerde genetik mühendisliği aramakla benzer bir düğüm var: bugünkü bir kavramı geçmişe götürüyoruz; sonra geçmişin gerçekten o kavramı söyleyip söylemediğini okumamız gerekiyor.