Bir şehrin sokaklarını, su düzenini ve evlerini inceleyebiliyorsunuz. Ama o şehirde yaşayan birinin adını okuyamıyorsunuz. İndus Uygarlığı ile aramızdaki mesafe biraz böyle. Taştan ve tuğladan kalan dünya belirgin; insanların kendi sözleri ise mühürlerin üzerindeki kısa işaret dizilerinde hâlâ bize kapalı.

İndus Yazısı denince uzun bir kitap düşünmeyin. Çoğu örnekte birkaç işaretlik dizilerle karşılaşıyoruz. Mühürlerde hayvan figürü, önünde bir nesne ve üst tarafta küçük işaretler görülebiliyor. Fotoğraftaki tek boynuzlu hayvan tarifinin nasıl anlaşılacağı da ayrı mesele: gerçekte var olmuş bir türün fotoğrafı değil, ustanın işlediği bir tasvir var karşımızda. Eşyanın işlevi, figürün anlamı ve yazının ne dediği birbirine bağlı olabilir; ama aynı sorular değiller.
Metropolitan Museum’un 49.40.1 numaralı mührü gibi örneklerde hem nesneyi hem modern baskısını görebiliyoruz. Bu ayrıntı önemli: kabartma gibi okuduğunuz görüntü, bazen mührün kendisi değil onun basılarak elde edilmiş izi. Yüzeyin yönü ve işaretlerin nasıl çoğaltıldığı, nesnenin günlük hayatta ne yaptığına ilişkin ipuçları veriyor.
Bu kadar az işaretle neden bu kadar uğraşılıyor?
Çünkü kısa olması kolay olduğu anlamına gelmiyor. Elinizde birkaç harflik bir kelime olsa ve hangi dilde yazıldığını bilmeseniz, kişi adı mı, unvan mı, sayı mı, ürün adı mı olduğuna nasıl karar verirsiniz? Üstelik işaretlerin sese mi, kavrama mı, yoksa başka bir kayıt düzenine mi karşılık geldiği üzerinde de tartışma var. Bazı dizilerin düzenli oluşu değerli; o düzenin tam olarak neyi kodladığını anlamak daha zor.

Harappa ve Mohenjo-daro gibi yerleşimlerden çıkan buluntular, işaretleri tek bir sanatçının kişisel çizimleri olarak görmeyi zorlaştırıyor. Tekrar eden biçimler, nesne türleri ve kullanım bağlamları var. Buna karşılık, herkesin üzerinde uzlaştığı bir dil çözümü yok. Indus Research Centre bu çalışmaları sürdüren araştırma merkezlerinden biri. Ortada “Kimse ilgilenmiyor” durumu değil, çok sayıda önerinin aynı sert engellere takıldığı bir alan var.
Bilgisayar analizleri de bu yüzden devreye giriyor. İşaret ağlarının yapısını inceleyen araştırma gibi çalışmalar, hangi işaretin hangisiyle ve hangi konumda göründüğünü sayısallaştırabiliyor. Bu, rastgele çizgilerle düzenli bir sistemi karşılaştırmak için faydalı. Fakat bilgisayar bir dizide örüntü bulunca mühür sahibinin adını söylemiş olmuyor. İstatistik kapıyı tarif edebilir; anahtar hâlâ eksik olabilir.

- Metinler kısa: uzun cümlelerden dil bilgisi çıkaramıyoruz.
- Dilin kendisi tartışmalı: tek bir ses karşılığını baştan güvenle seçemiyoruz.
- Güvenilir bir çift dilli anahtar yok: aynı içeriği bildiğimiz bir yazıyla karşılaştırmak zor.
- Nesnelerin bağlamı önemli: bir ticaret işaretiyle anma yazısını aynı beklentiyle okuyamayız.
Phaistos Diski bizi tek bir nesnenin yalnızlığıyla, Rongorongo ise kopmuş bir okuma geleneğiyle karşı karşıya bırakıyor. İndus’ta beni en çok düşündüren şey büyüklük farkı: koca kent düzenleri bir yanda, birkaç küçük işaret öbür yanda. O küçücük satırın okunması, bugün haritada bir kazı alanı olarak gördüğümüz yere ilk defa bir insanın sesini geri getirebilir.
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle