Tanrılar çalışmaktan bıkıyor. İş yükü bir soruna dönüşüyor ve çözüm olarak insan yaratılıyor. Tabletlerdeki bu düşünce bana, bir uzay gemisinin resmini aramaktan daha tuhaf geliyor: İnsan neden var? Birilerinin işini görmek için mi? Anunnaki tartışmasında genetik mühendisliği fikrinin bu kadar tutunmasının bir nedeni de bu. Ortada yalnız yaratılış değil, tasarım, görev ve itaat meselesi var.

Anunnakiler hakkındaki ana konunun yanına özellikle metinler üzerinden ilerleyen bir başlık açmak istedim. Anunnakiler tek bir değişmez hikâyenin tek tip karakterleri değil. Sümerce ve Akadca anlatılar, farklı dönemler ve farklı tanrı adları söz konusu. Her şeyi “Sümer tabletleri” diye aynı torbaya doldurunca hangi satırı tartıştığımız da kayboluyor.
Çalışan tanrılar, yaratılan insanlar
Atrahasis anlatısında tanrıların iş yükü ve insanın yaratılması arasında doğrudan bir bağ kuruluyor. Kilin tanrısal bir unsurla birleşmesi de bu anlatının çarpıcı parçası. Mezopotamya tanrılarını metinleriyle ele alan ORACC kaydı, bunu başka bir yaratılış anlatısı olan Enki ve Ninmah ile yan yana getiriyor. Aynı kayıtları okurken “kil = biyolojik ham madde, tanrısal kan = genetik malzeme” diye düşünmek modern bir yorum olarak anlaşılabilir. Ama çevirinin kendisine bu eşitlikleri gizlice eklemek başka bir iş olur.
Buradaki ayrım fikri tartışmayı engellemiyor; tersine neyi savunduğumuzu netleştiriyor. “Metnin bugünkü biyoteknolojiye benzeyen bir tasarım fikri taşıdığını düşünüyorum” diyen biriyle, “tablette DNA sözcüğü geçiyor” diyen biri aynı savı ileri sürmüyor. İlkini yorum olarak tartışabiliriz. İkincisinde satırı ve sözcüğü görmek isteriz.
Enki ile Ninmah’ın tuhaf yarışı
Enki ile Ninmah anlatısında yalnızca bir ideal insan üretimi yok. Bedensel farklılıklar, insanlara yer ve görev verme, yaratılan kişinin hayatının nasıl sürdürüleceği gibi meseleler de var. Oxford’un açık metninde bu bölümleri okuyabiliyoruz. Bugünkü bir mühendislik şeması ararken, anlatının toplumsal ve dinsel tarafını görmezden gelmek pek iyi bir okuma olmuyor. Buna karşılık beden üzerinde değişiklik yapma fikrinin eski bir metinde böylesine merkezî olması da ilginçliğini koruyor.
Zecharia Sitchin ile popülerleşen dünya dışı müdahale okumasını konuşacaksak, onun yorumunu metnin kelimesi kelimesine çevirisinden ayırarak okumak gerekiyor. Bu ayrımı koyunca “bu metinlerle neden ilgilenelim?” sorusu doğmuyor; tam tersine, hangi yorumun hangi ayrıntıya yaslandığını daha rahat görüyoruz.
- Atrahasis: İnsanın yaratılışı, iş yükü ve tufan çevresindeki anlatı.
- Enki ve Ninmah: Yaratma, bedensel farklılıklar ve insanın dünyadaki yeri.
- Gılgamış: Ölümlülük ve insanın sınırlarıyla ilgili başka bir anlatı dünyası.
Bunları tek bir “uzaylılar insan yaptı” özetinde eritmek yerine karşılaştırarak okumak daha güçlü geliyor bana. Mahabharata’daki silahları nükleer teknoloji olarak okurken de benzer bir tercih yapıyoruz: önce metin, sonra yorum. Bir fikri savunmak için en eski belgeyi modern kelimelerle yeniden yazmamız gerekmiyor.
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle