Batık şehir deyince hemen Atlantis’e gidiyoruz. Oysa bazı şehirlerin varlığını tartışmamıza gerek yok: sokakları, liman eşyaları, duvarları ve üzerlerinde adları yazan taşlar suyun altında duruyor. İşin ilginç tarafı, aynı görüntünün arkasında üç bambaşka geçmiş bulunabilmesi. Bir limanın depremle suya gömülmesiyle, bir destandaki şehrin yerini aramak aynı şey değil.

Port Royal’in günümüzde görülebilen bölümü; 1692’de suya gömülen alanın tamamı bu fotoğrafta görünmüyor.
Port Royal’in günümüzde görülebilen bölümü; 1692’de suya gömülen alanın tamamı bu fotoğrafta görünmüyor. · Raychristofer · CC BY-SA 4.0

Port Royal’de saatin durduğu gün

Port Royal, Jamaika’da 7 Haziran 1692 depremiyle ağır yıkıma uğradı. Limanın bir bölümünün suya gömülmesi, şehrin günlük hayatını da deniz tabanında bıraktı. Bu yüzden burası yalnızca korsan hikâyelerinin dekoru değil; insanların hangi kapta yemek yediğini, hangi malları sattığını, bir liman kentinin nasıl kurulduğunu araştırabildiğimiz bir yer. Karadaki ve sualtındaki kalıntılar birlikte değerlendiriliyor. Yalnız zengin tüccarlar değil, yoksullar ve köleleştirilen insanlar da bu felaketin parçasıydı. “Lanetli şehir battı” cümlesi, gerçek insanların hayatını tek hamlede masala çeviriyor.

Burada güçlü olan şey felaketin tarihini biliyor olmamız. Su altında rastlanan her duvar için binlerce yıl geriye gitmiyoruz; tarihli bir olayla maddi kalıntıyı karşılaştırabiliyoruz. Buna rağmen bir dükkânın iç düzeni, limanın toplumsal hayatı ve henüz açığa çıkmamış kesimler hâlâ araştırma konusu.

Dwarka’da destanla çapanın buluştuğu yer

Dwarka ise başka bir kapı açıyor. Hindistan’ın Gujarat kıyısındaki yer, Krishna anlatılarıyla birlikte anılıyor. Denizin altında bulunan taş çapalar ve yapı izleri, kıyıda gerçekten denizcilik faaliyeti bulunduğunu gösteriyor. Ama “bir çapa bulundu” ile “destandaki şehrin tamamı bulundu” arasında geçilmesi gereken uzun bir yol var. Dwarka açıklarındaki çapa araştırması, nesneleri biçimlerine ve deniz ticareti bağlamına göre ayırıyor. Birbirinden farklı dönemlere ait kıyı izlerini tek bir büyük batışın fotoğrafı gibi okumak, buluntunun söylediğinden fazlasını eklemek olur.

Günümüz Dwarka kıyısındaki Dwarkadhish Tapınağı. Fotoğraf denizaltındaki bir kalıntıyı göstermiyor.
Günümüz Dwarka kıyısındaki Dwarkadhish Tapınağı. Fotoğraf denizaltındaki bir kalıntıyı göstermiyor. · Scalebelow · CC BY-SA 3.0

Yukarıdaki görüntü kıyıdaki tapınağı gösteriyor; su altında keşfedilmiş saray değil. Ben bu ayrımı önemsiyorum. İnternette bir tapınak fotoğrafının üzerine “denizin dibindeki şehir” yazılınca, araştırmaya başlayacağımız nesne daha baştan değişiyor. Gerçek çapalar, dalış kayıtları ve konumları varken buna ihtiyacımız yok.

Heracleion’da taşın kendi adı var

Thonis-Heracleion dosyasında ise Mısır ve Yunan dünyaları aynı limanda buluşuyor. Abu Kir Körfezi’ndeki araştırmalarda heykeller, yazıtlar ve liman yaşamına ait kalıntılar bulundu. Thonis ve Heracleion adlarıyla anılan yerin geçmişini çözmekte yazılı buluntular özellikle önemli. Kazı ekibinin anlattığı jeolojik süreçler de tek bir gecelik sinema sahnesinden daha karmaşık: zemin sorunları, suya doygun tortular ve farklı dönemlerdeki yıkımlar aynı hikâyeye katılıyor.

VIII. Ptolemaios’a atfedilen stelin 2006 Grand Palais sergisindeki görünümü.
VIII. Ptolemaios’a atfedilen stelin 2006 Grand Palais sergisindeki görünümü. · No machine-readable author provided. World Imaging assumed (based on copyright claims). · Public domain
  • Port Royal: Tarihli bir felaket ve onun içinde kalan kent hayatı.
  • Dwarka: Denizcilik buluntularıyla edebî ve dinî hafızayı karşılaştırma meselesi.
  • Heracleion: Yazıtları, liman düzeni ve coğrafyası birlikte okunabilen bir şehir.

Yonaguni’deki basamakları bu üç yerle yan yana koymak da faydalı. Çünkü orada asıl tartışma, görünen biçimlerin ne kadarının insan eliyle değiştirildiği. Batık şehir aramak yalnızca suyun altında düzgün bir çizgi görmekten ibaret değil; o çizginin yanında insanın bıraktığı başka hangi izlerin bulunduğunu bulmak.