Birbirini hiç tanımamış iki topluluğun aynı gökyüzüne bakması bana gizli bir bağlantı kadar ilginç geliyor. Göbeklitepe ile Stonehenge arasında benzerlik arayınca taş, daire ve gök hemen yan yana geliyor. Fakat bu üç kelimeyi söylemek kolay; aynı bilgiyi paylaştıklarını göstermek çok daha zor.

Stonehenge’de 2005 yaz gündönümü gün doğumu.
Stonehenge’de 2005 yaz gündönümü gün doğumu. · Wikimedia Commons · CC BY-SA 2.0

Stonehenge’de Güneş’le ilişkili bir eksenden söz etmek için elimizde yapı doğrultusu ve tekrar eden bir gök olayı var. English Heritage’ın açıkladığı gündönümü düzeni, yaz gündönümü doğuşu ve kış gündönümü batışı üzerinden okunabiliyor. Bu, her taşın bir yıldıza karşılık geldiği anlamına gelmiyor. Yapının gökyüzüyle ölçülebilir ilişkisi olmasıyla bütün anlamının çözüldüğünü söylemek arasında hâlâ fark var.

Aynı taş daire mi, farklı iki dünya mı?

Göbeklitepe’nin T biçimli dikilitaşlarıyla Stonehenge’in taş düzeni yalnızca genel görünüş üzerinden eşleştirilemez. Göbeklitepe’nin erken yapıları MÖ 10. ve 9. binyıllara uzanıyor; Stonehenge’in merkezindeki büyük taş düzeniyse çok daha geç. Aralarında bir yolculuk veya aktarım zinciri önereceksek, binlerce yıllık boşluğun içine ara halkalar da yerleştirmemiz gerekir. Taşın dik durması tek başına bir kültürün ötekine ulaştığını söylemez.

Bu yüzden “gizli bağ” ifadesini bir sonuç değil, araştırılacak bir öneri olarak alıyorum. Benzerlik hangi ayrıntıda? Ölçüde mi, aynı gök olayında mı, sayı düzeninde mi, yoksa insan figürlerinin merkezde durmasında mı? Her birinin karşılaştırma yolu farklı.

Göbeklitepe’de hayvanlar takımyıldız olabilir mi?

Burada gerçekten tartışılan çalışmalar var. Martin Sweatman’ın takvim ve zaman simgeleri üzerine çalışması, bazı işaretleri astronomik bir düzen içinde yorumluyor. Bu, kazı buluntusunun üzerindeki şekli otomatik olarak herkesin kabul ettiği bir takvime çevirmiyor. Önerinin gücü, hangi işaretlerin hangi örüntüyü oluşturduğunu gösterebilmesinde; zorluğu ise başka okumaların da aynı işaretlere uyup uymadığında.

Kazı ekibinin arkeoastronomi tartışması önemli bir itiraz getiriyor: bugün bir hayvan biçiminde gördüğümüz takımyıldızı, on binlerce yıl önce aynı kültürel adla tanınmış kabul edebilir miyiz? Göğün hareketini hesaplamakla, o toplumun gökte hangi resmi gördüğünü bilmek aynı şey değil. Bu itiraz bütün astronomi arayışlarını kapatmıyor; kullanılan eşleştirmenin nedenini açıklamaya zorluyor.

  • Yapının baktığı yön özgün mü, restorasyonla değişmiş mi?
  • O tarihteki yerel ufuk, bugünkü gözlem çizgisiyle aynı mı?
  • Birçok yön arasından yalnızca uyan birkaç örnek mi seçiliyor?
  • Önerilen bağın aradaki yerleşimlerde izi var mı?

Gündönümünü bir kez düşünün: ufuktaki doğuş noktasının günler boyunca kaymasını izliyor, sonra belli bir yerde dönüşünü görüyorsunuz. Mevsimlerin tekrarını yakalamanın, ekrana bakıp tarih öğrenemeyen bir topluluk için bambaşka bir ağırlığı var. Göbeklitepe’nin insan ve yerleşim hikâyesini bu ihtiyaçla karşılaştırmak heyecan verici. İki alanın benzerliği bir bilgi aktarımı mı, birbirinden bağımsız keşifler mi? Aralarında bir bağ arayacaksak yalnız iki uçtaki taşları değil, aradaki uzun coğrafyayı da bu hikâyeye katmalıyız.