Bir metin doğum anlatılarına yer veriyor. Bir diğeri yetişkin İsa ve vaftiz çevresindeki olaylarla açılıyor. Yuhanna ise sözü çok daha geriden alıp “Söz” üzerine bir giriş kuruyor. Aynı kişiden bahseden dört anlatının kapıları bile aynı yerde açılmıyor.

Yeni Ahit’teki Matta, Markos, Luka ve Yuhanna için kullanılan “dört İncil” ifadesi bazen dört ayrı Hristiyan dininin kitabı varmış gibi anlaşılıyor. Oysa bu dört metin aynı Yeni Ahit derlemesinde yan yana bulunuyor. Yeni Ahit’in tamamı da yalnızca bunlardan oluşmuyor; Elçilerin İşleri, mektuplar ve Vahiy gibi başka metinler içeriyor.

İsfahan’daki Vank Katedrali müzesinde 17. yüzyıl İncil el yazması.
İsfahan’daki Vank Katedrali müzesinde 17. yüzyıl İncil el yazması. Adam Jones from Kelowna, BC, Canada · CC BY-SA 2.0
  • Matta ve Luka: İsa’nın doğumuyla ilgili anlatılara yer veriyorlar; ayrıntıları ve düzenleri aynı değil.
  • Markos: Doğum sahnesi kurmadan İsa’nın yetişkinlikteki faaliyetlerine geçiyor.
  • Yuhanna: Söz, ışık, yaşam ve işaretler gibi kavramlara özel ağırlık veren bir anlatı kuruyor.

İlk üçüne “sinoptik” denmesinin sebebi, pek çok olayı birlikte karşılaştırılabilecek benzer bir çerçevede anlatmaları. Yuhanna’yı açtığınızda ise başka bir ritim hissediliyor. USCCB’nin Yuhanna girişinde bu metnin simgesel ve teolojik dili açıkça ele alınıyor. Yani farkları konuşmak, mutlaka inanca dışarıdan yöneltilmiş bir saldırı değil; Hristiyanların kendi metin okumalarında da yeri var.

Yan yana okumanın tadı başka

Hepsini tek bir kesintisiz biyografi hâline getirmeye çalışınca, her metnin neye dikkat çektiği silinebiliyor. Aynı olayı kim daha uzun anlatmış, hangi konuşmayı öne almış, hangi sahneyi hiç kullanmamış? Bu sorular metinlerin kendi sesini duymayı sağlıyor. Katolik geleneğinin kanon açıklaması da dört anlatının seçme, bir araya getirme ve açıklama süreçlerinden söz ediyor.

Küçük bir okuma denemesi

İlk sayfalardan başlayarak farkı görmek mümkün. Markos’un açılışında doğum sahnesini aramayın; anlatı Vaftizci Yahya ve yetişkin İsa’nın faaliyetine hazırlanıyor. Yuhanna’nın girişinde ise önce bir aile sofrası ya da yolculuk değil, Söz’ün kimliği konuşuluyor. İki metnin ilk cümlelerinin okuru hazırladığı dünya aynı değil.

Bir deftere üç sütun açabilirsiniz: Hangi sahne anlatılıyor, hangi söz öne çıkıyor, anlatıcı okurun neyi fark etmesini istiyor? Bu küçük düzen, birbiri ardına karşımıza gelen isimleri takip etmeyi kolaylaştırıyor. Özellikle aynı sahneyi karşılaştırırken, önce metnin gerçekten ne dediğini yazmak yararlı. Hafızamızdaki film sahnesini metnin yerine koymak çok kolay.

Film meselesi önemli; popüler İsa anlatılarında farklı metinlerin ayrıntıları tek bir akışta birleştirilebiliyor. Sonra kitabı açınca sanki okuduğumuz bölüm eksikmiş gibi hissediyoruz. Oysa bazen aradığımız ayrıntı başka bir İncilde bulunuyor, bazen de bir uyarlamanın tercihi oluyor. Bir tasviri tanımakla kaynağını okumak aynı şey değil.

“Hangisi en eski?” ve “Yazarlar birbirlerinden yararlandı mı?” soruları da metin araştırmasının ayrı başlıkları. Bunlara geçmeden önce dört anlatının nerede benzeştiğini, nerede ayrıldığını görmek iyi bir zemin hazırlıyor. Bütün farkları birkaç satırda kapatmaya çalışmadan, her metne kendi sırasını izleyerek zaman vermek gerekiyor.

Okumaya başlarken yapılabilecek basit şey, aynı bölümün dört metindeki karşılıklarını not etmek. Bir fark gördüğünde hemen üstünü örtmek de, tek farktan bütün metinler hakkında hüküm vermek de okumayı kısaltıyor. Önce farkın tam olarak ne olduğunu görmek daha verimli. Özellikle Paskalya anlatıları ve İsa’ya verilen unvanlar, karşılaştırmaya bol malzeme sunuyor.