Aynı isim, farklı dinlerde aynı yeri tutmuyor. İslam’da İsa’dan söz ederken önemli bir peygamberden bahsediyoruz. Ana akım Hristiyanlık ise onu yalnızca Tanrı’dan mesaj getiren bir insan olarak görmüyor. İsa’nın kimliği, inancın tam merkezinde duruyor. Bu farkı atlayınca Hristiyanların neden çarmıha, dirilişe ve İsa’nın sözlerine bu kadar ağırlık verdiği anlaşılmıyor.

İsa, bu geleneklerde Tanrı’nın insan oluşuyla ilişkilendiriliyor. “Tanrı’nın Oğlu” ifadesi de bir tanrının bir kadınla biyolojik ilişkisinden doğan çocuk anlamında kullanılmıyor. Hristiyanlığın kendi kavramları içinde Tanrı ile İsa arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Dışarıdan duyulan bir ifadeyi gündelik hayattaki babalık anlamıyla okuyunca bambaşka bir hikâye çıkıyor.

Monreale Katedrali’nde İsa Pantokrator mozaiği; dinî sanat tasviri.
Monreale Katedrali’nde İsa Pantokrator mozaiği; dinî sanat tasviri. Livioandronico2013 · CC BY-SA 4.0

Üç ayrı tanrı mı?

Katolik, Doğu Ortodoks ve pek çok Protestan kilisesi Teslis inancını paylaşıyor: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh. Kendi açıklamalarına göre bu üç ayrı tanrı demek değil; tek Tanrı’nın üç kişiliği anlamına geliyor. Buradaki “kişi” de sokakta yan yana duran üç insanı kastetmiyor. Katolik Kateşizmi’nin 232–267. paragrafları bu ayrımı ayrıntılı biçimde kuruyor.

  • İsa’nın insanlığı: Acıkması, acı çekmesi ve ölümü anlatının gerçek parçaları.
  • İsa’nın ilahî konumu: Ana akım inanç onu yalnızca seçkin bir öğretmene indirgemiyor.
  • Diriliş: Sonradan eklenen hoş bir son değil; kurtuluş düşüncesinin merkezinde.

Diriliş inancının açıklamasına bakınca, Hristiyanların İsa’nın ölümünü neden sıradan bir yenilgi gibi okumadığını da görüyorsun. İnanç, ölümün son söz olmadığını söylüyor. Dolayısıyla çarmıh işaretini yalnızca bir idam aracının resmi olarak görmek, o işareti taşıyan insanın ona yüklediği anlamı eksik bırakıyor.

Bir unvanı kendi dilinin içinden okumak

“Mesih” de bu konuşmada sık duyulan bir ad. Yalnızca İsa’nın soyadı gibi kullanılmıyor; dinî beklenti ve kurtuluş düşüncesi taşıyan bir unvan. “İsa Mesih” dendiğinde kimin kastedildiği kadar, o kişinin ne anlama geldiği de söylenmiş oluyor. Hristiyan metinlerindeki Rab, Oğul ve kurtarıcı gibi kelimeler de aynı nedenle sıradan hitaplar değil.

Burada kendi inancımızın cevabını bilmekle başkasının cevabını anlamak ayrı işler. Müslüman biri İsa’yı peygamber olarak kabul edip Teslis’e katılmayabilir. Hristiyan biri de İsa’yı yalnızca peygamber sayan açıklamayı kendi inancını karşılamak için yetersiz bulur. Bu iki tutumun farkını açıkça söylemek, birini küçümsemek zorunda değil. Aynı kişi hakkındaki inançların gerçekten nerede ayrıldığını görmüş oluruz.

İsa’nın öğretilerini konuşurken de yalnızca birkaç özlü söze geçip kimliği meselesini atlamak eksik kalıyor. İnanan için sözün kimin ağzından geldiği, o sözün neden bağlayıcı olduğu sorusuna bağlı. Paskalya, vaftiz ve kilisedeki ibadet hayatı da bu yüzden yalnızca ahlakî bir öğretmenin anısını sürdürmekten daha fazlasını ifade ediyor.

Hristiyan adıyla anılan bütün toplulukların aynı teolojiyi paylaştığını da söylemeyelim; Teslis’i kabul etmeyen gruplar var. Ama ana akım kiliselerin ortak inancını anlamak için başlangıç burası. Katolik, Ortodoks ve Protestan ayrımları konuşulurken bu ortak zemin bazen unutuluyor. Paskalya’daki sevinç de aynı zeminden yükseliyor.