Nan Madol fotoğraflarında ilk bakışta en çok taşlara takılıyoruz. Sonra aralarındaki suyu fark ediyoruz. Duvar, ada, kanal, tekrar duvar. Pohnpei kıyısındaki bu düzen tek bir ağır bloğun fotoğrafından ibaret değil; yüzden fazla adacığı kapsayan bir yerleşim ve tören alanı. “Bu taşı buraya kim getirdi?” diye başlayıp, bir şehrin nasıl işletildiğini sormaya kadar gidiyorsunuz.

Pohnpei’deki Nan Madol kalıntılarından bir görünüm.
Pohnpei’deki Nan Madol kalıntılarından bir görünüm. · U.S. Coast Guard photo by Chief Warrant Officer Sara Muir · Public domain

Bir düzeltmeyle başlayayım: Burasını bütünüyle su altında kalmış kayıp bir kent gibi düşünmeyin. Su seviyesinin üstündeki yapılar, kanallar ve kıyı koşulları birlikte değerlendiriliyor. Fotoğraftaki her yatay bazalt sırası denizin dibinden çıkarılmış bir nesne değil. UNESCO kaydı, alanı taş saraylar, tapınaklar, mezar yapıları ve yaşam alanlarıyla birlikte tarif ediyor.

Taşlar gerçekten nereden gelmiş?

Bazaltın sütun biçimi insana hazır bir inşaat parçası gibi görünebilir. Doğal oluşumla mimari kullanımın buluşması tam burada ilginç. Taşın doğada bulunması, yüzlercesini seçmenin, taşımanın ve duvara doğru sırada koymanın kolay olduğu anlamına gelmiyor. Ama sütun biçiminin her örneğini insan eliyle yontulmuş kusursuz bir prizma saymak da gerekmiyor.

Bazaltların kökenini araştıran XRF çalışması, yapı taşlarını jeolojik kaynaklarıyla karşılaştırıyor. 2016 tarihli disiplinlerarası araştırma ise bazı anıtsal yapı taşlarının Pohnpei’nin başka kesimlerinden getirilmesini ve mezar mimarisinin tarihini birlikte inceliyor. Çalışmada belirli bir anıtsal inşa evresi için MS 1180–1200 aralığı öneriliyor. Bunu bütün adacıkların aynı iki tarihte yapıldığı diye genişletmemek gerekir; incelenen yapı ve örnekler üzerinden konuşuyoruz.

Nan Madol duvarında üst üste yerleştirilen sütunsu bazalt parçaları.
Nan Madol duvarında üst üste yerleştirilen sütunsu bazalt parçaları. · Jebrennan · CC BY-SA 4.0

Kaynağı bulmakla taşıma yöntemini bütünüyle çözmek aynı iş değil. Hangi güzergâh kullanıldı, su taşıması nerede devreye girdi, kıyıda yük nasıl aktarıldı? Bunları tartışmak için gerçekten zeminde çalışılacak malzeme var. Her adımı bilmiyor olmamız, araştırmanın hiç yapılmadığı anlamına gelmiyor.

Kaldırmaktan daha büyük bir mesele

Bir ağır taşı taşımak için yalnız güçlü insanlar gerekmiyor. İşin zamanı, yiyeceği, ulaşımı, becerisi ve kararı gerekiyor. Bir gün duvar örülüp ertesi gün unutulmuş bir yer değil burası. Saudeleur iktidarıyla ilişkilendirilen mekânların kimleri içeri aldığı, kimleri dışarıda tuttuğu ve törenlerin nasıl düzenlendiği de taş kadar önemli.

Bu nedenle ben Nan Madol’u “insan gücüyle imkânsız” diye kapatmak istemiyorum. İmkânsız deyince taşımanın hesabını yapmayı da bırakıyoruz. Diğer uçta, “bir sal yapmışlardır” deyip bütün lojistiği bir cümlede çözmüş gibi olmak da ikna edici değil. Böyle bir önerinin yük, denge, sığ su ve boşaltma aşamalarını göstermek gerekir.

Diquís kürelerinde nesnenin durduğu yer anlamı değiştiriyordu; burada ise taşın geldiği yer taşıma hikâyesini değiştiriyor. Duvarın heybetini azaltmadan da yöntem sorabiliriz. Hatta en iyi merak biraz böyle başlıyor: taşın ağırlığını söyleyip susmak yerine, bütün yolculuğunu yeniden kurmaya çalışarak.