Bir kolyeyi kasaya kaldırabilirsiniz. Hakkında anlatılanları kaldırmak daha zor. Hope Elması tam böyle bir taş: Vitrinde koyu mavi bir mücevher görüyorsunuz; adını arattığınızda ise kayıp servetler, ölümler, devrim ve birbirini izleyen sahipler çıkıyor. Hikâyeye göre taş güzelliğini gösteriyor, bedelini sonra alıyor.

Hope Elması’nın Smithsonian’daki kolye düzeni.
Hope Elması’nın Smithsonian’daki kolye düzeni. · Steve Evans from Citizen of the World · CC BY 2.0

Bugün 45,52 karatlık bir elmas. Fakat önceki biçimi çok daha büyük. Jean-Baptiste Tavernier’nin Hindistan’dan getirdiği mavi taş Fransız sarayına ulaşıyor, yeniden kesiliyor ve French Blue adıyla anılıyor. 1792’de kraliyet mücevherleri çalındığında o da kayboluyor. Daha küçük bir mavi taşın Londra’da ortaya çıkışı, iz sürmenin en merak uyandırıcı kısmı: Hem aynı nesnenin peşindeyiz hem de nesne artık eski biçiminde değil.

Bir kadının boynunda, bir ailenin hikâyesinde

Amerikalı Evalyn Walsh McLean, elmasın en çok konuşulan sahiplerinden. Oğlu trafik kazasında ölüyor; evliliği ve ailesi ağır kayıplar yaşıyor. Lanet listelerinde bu trajediler peş peşe diziliyor. Okurken insanın taşla karşılaşan herkesi o zincirin bir sonraki halkası gibi görmesi kolay.

Fakat Evalyn’in taşı yalnızca korkuyla sakladığını düşünmeyin. Onu takıyor, toplum içinde gösteriyor. Lanetin parçası olarak hatırladığımız kişi, aynı zamanda taşı sahiplenmiş biri. Bu ayrıntı hikâyeyi tek bir “uğursuz nesneden kaçış” masalından çıkarıyor: İnsan bazen korktuğu şeyi değil, kimsenin cesaret edemediği şeyi taşımak istiyor.

Taşın tarihçesinde, Pierre Cartier’nin satış sırasında lanet anlatısını nasıl kullandığı da ele alınıyor. Eski bir lanetin kesintisiz kaydıyla, yirminci yüzyılda büyüyen mücevher hikâyesi aynı şey değil. Taşın sahibinin başına gelen gerçek felaketler, bu anlatının hazır malzemesi olmuş.

  • Nesnenin izi: Kesimler, satışlar ve koleksiyon kayıtları.
  • Ailelerin izi: Taşı elinde bulunduran kişilerin gerçek hayatları.
  • Lanetin izi: Bu hayatları birbirine bağlayan gazete ve satış hikâyeleri.

1958’de Harry Winston elması Smithsonian’a bağışlıyor. Sarayları ve özel kasaları dolaşan taş, bu kez herkesin görebileceği bir vitrinde. Richard Kurin’in elmasın geçmişini izleyen kitabı, mücevher ticaretiyle folklorun nasıl iç içe geçtiğini anlatıyor. Koh-i-Noor ile yan yana okuyunca da farklı bir taraf beliriyor: Bazı taşların ünü yalnızca ışığı nasıl kırdığından değil, kimlerin elinden geçtiğinden geliyor.