Bir tekneyi çıplak gözle seçemiyorum. Kamerayı yakınlaştırınca tekrar görüyorum. Bu durumda “Tekne Dünya’nın arkasına geçti” denmişse, o açıklamaya itiraz etmekte haklıyım. Gözün seçememesiyle bir cismin fiziksel olarak başka bir şeyin arkasında kalması aynı olay değil. Ben ufuk tartışmasının bu ayrım atlanarak yürütülmesine karşıyım.

Düz Dünya tarafında paylaşılan yakınlaştırma videolarının önemli bir kısmı bu itiraza yaslanıyor. Uzakta seçilemeyen küçük bir hedef, daha büyük açısal görüntüyle yeniden beliriyor. Gözlem burada gerçekten bir şey söylüyor: çıplak gözle görünmez hâle gelmek, tek başına geometrik kapanmanın gösterilmesi değil. Fakat videoda teknenin ne kadarının geri geldiğini görmek de gerekiyor. Yalnızca direğin yeniden seçilmesiyle, daha önce örtülü olduğu söylenen gövdenin su hattına kadar görünmesi farklı ayrıntılar.
Bir dürbün opak bir engelin arkasını göremez. Bu yüzden benim merak ettiğim, yakınlaştırmanın büyülü biçimde eğriliği aşması değil. Başlangıçta engel diye anlatılan şeyin gerçekten gösterilip gösterilmediği. Hedef küçük olduğu için mi kayboldu, havanın içinde mi silikleşti, dalgaların arkasında mı kaldı, yoksa alt kısmı düzenli biçimde mi örtüldü? Aynı videoya bu sorularla bakınca tartışma daha somut hâle geliyor.
Samuel Birley Rowbotham’ın Bedford Level deneyi, suya yakın bakışla yapılan bu itirazın 19. yüzyıldaki en bilinen örneklerinden biridir.
Yakınlaştırırken kameranın kendisi de yükseliyorsa?
Bir görüntüde kamera kıyıda, diğerinde iskeledeyse yalnızca mercek değişmemiş olur. Bakış yüksekliği de değişmiştir. Yakınlaştırma sırasında kadrajın yeniden kurulması, hedefin başka bir kısmına odaklanılması ve suyun hemen üstündeki görüş hattının değişmesi sonucu etkileyebilir. İddiayı savunacaksak bunları saklamak yerine aynı kaydın içinde göstermek gerekir.
- Önce geniş açıyla çevre ve hedef gösterilsin.
- Kamera yeri ve yüksekliği korunarak yakınlaştırma yapılsın.
- Kesinti olmadan geri geniş açıya dönülsün.
- Teknenin su hattı, varsa yükseklikleri bilinen sabit hedeflerle karşılaştırılsın.
Su üstündeki hava da boş bir pencere değil. Sıcaklık farkları görüntüyü yükseltebilir, bastırabilir veya biçimini bozabilir. Ben “Atmosfer var” denip her kaydın kapatılmasını da istemiyorum. Aynı hedefi farklı saatlerde ve farklı yüksekliklerde kaydetmek tam bunun için değerli. Görüntü değişiyorsa, değişimin hangi koşula eşlik ettiğini konuşabiliriz.
Rowbotham’ın kanal deneyinde de mesele su hizasına yakın bakış. Eski çizimi aynen tekrar etmektense, aynı anda farklı yüksekliklerde iki kamera kullanmak daha çok ayrıntı verebilir. Gölge deneyindeki gibi burada da ölçülen şey ile bütün model hakkında kurulan sonuç arasını açık tutmak istiyorum. Düz Dünya’yı savunan biri için güçlü kayıt, sadece etkileyici görünen değil, nasıl çekildiği de anlaşılabilen kayıttır.
Konuyla ilgili görseller


Görsel açıklamaları, kaynaklar ve lisanslar
- Rising over the horizon.jpg — Dropus. CC BY-SA 4.0. WebP biçimine dönüştürüldü; oranı korunarak en fazla 1400 piksel genişliğe ölçeklendi.
Deniz ufku ve uzak cisimlerin görünümüne ilişkin görsel. Tek karede atmosfer ve bakış yüksekliği gibi koşullar da önemlidir. - Ship sailing under the horizon.jpg — Dropus. CC BY-SA 4.0. WebP biçimine dönüştürüldü; oranı korunarak en fazla 1400 piksel genişliğe ölçeklendi.
Deniz ufku ve uzak cisimlerin görünümüne ilişkin görsel. Tek karede atmosfer ve bakış yüksekliği gibi koşullar da önemlidir.
İlgili tartışmalar: Sonsuz Uzaklığı Neden Göremiyoruz ? · Ufuk Çizgisi Gözlerimizin Önünde: Neden Eğim Hiçbir Zaman Görünmüyor?
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle