İki çubuk dikiliyor, gölgeler farklı çıkıyor, ardından “Dünya küre, konu kapanmıştır” deniyor. Ben bu kadar hızlı kapatmıyorum. Düz Dünya’yı savunduğum için değil yalnızca; yapılan ölçümle o ölçümden kurulan modelin birbirine nasıl bağlandığını görmek istediğim için. Ölçtüğün şey gölge. Hesapladığın şey, ışığın gelişini ve zeminin biçimini nasıl düşündüğüne bağlı.

Eratosthenes anlatısında iki yerdeki gölge farkı ve aradaki mesafe kullanılıyor. NOAA’nın eğitim sunumunda da çizimi var: Paralel kabul edilen ışınlar ve farklı yönlere uzanan düşeyler üzerinden çevre hesabı kuruluyor. Burada matematiğe sövmeyeceğim. Benim itirazım, çizimin başında kullanılan geometrinin sonunda sanki hiç kullanılmamış gibi unutulmasına.

Eratosthenes yönteminin yaygın anlatımındaki geometri.
Eratosthenes yönteminin yaygın anlatımındaki geometri. · Eurico Zimbres · CC BY-SA 2.5

Bir masanın üzerinde yakın bir lamba düşünün. Farklı noktalara koyduğunuz dik çubukların gölgeleri aynı olmaz. Demek ki yalnızca iki gölgenin farklı oluşu, tek başına çizdiğiniz bütün geometrinin imzası değil. Bu örneği “Güneş kesin şu yükseklikte” diye vermiyorum. Düz bir zeminle yakın bir ışık kaynağının da gölge farkı üretebildiğini göstermek için veriyorum.

İşte benim lehine konuştuğum soru buradan başlıyor: Yakın Güneş ve düz zemin düşüncesini niye baştan çizimin dışına atıyoruz? Hesabını yapalım. İki gölgeyle bulduğumuz ışık yüksekliğini üçüncü, dördüncü ve daha uzaktaki noktaya taşıyalım. Aynı ışık konumu hepsini açıklıyor mu, açıklamıyor mu? Tartışma ancak o zaman iki çubuğun başından çıkıp gerçek bir karşılaştırmaya dönüşür.

  • Çubukların boyları ve gölge uzunlukları.
  • Gölgenin yönü; yalnızca uzunluğu değil.
  • Ölçüm zamanı ve konum.
  • Önceden hesaplanmış tahmin; ölçümden sonra uydurulmuş bir yükseklik değil.

Ben burada düz zemin düşüncesinin sınanmasını savunuyorum. Her şehir için Güneş’i başka yere koyarsak bir model kurmuş olmayız. Aynı gün, aynı anda, bütün noktalara uyan tek bir konum gerekecek. Düz Dünya lehine bir açıklama yapacaksak en çok buna uğraşalım. Bir lambayla masada fark üretmek başlangıçtaki mantığı gösterir; bütün dünyadaki gölgeleri açıkladığımız anlamına gelmez.

Yine de iki çubuğu gösterip karşımdakinin konuşma hakkını bitirdiğini sanan tavrı kabul etmiyorum. Ben “gölge yok” demiyorum; gölgeyi üreten düzeni tartışıyorum. Bir formülü ezberden tekrarlamakla o formülün hangi koşullarda çalıştığını görmek arasında fark var. Benim savunduğum Düz Dünya fikri de tam bu soruların sorulabildiği yerde yaşayacak; bir çizime bakıp susmamın istendiği yerde değil.