Antarktika tartışmasına penguen fotoğrafıyla girenleri anlamıyorum. “Bak, insanlar gitmiş.” E gitmişler. Ben orada kimse yok demedim ki. Bir kıyıya çıkmakla bütün güneyin haritasını kontrol etmek aynı şey değil.
Düz dünya haritasını açınca kuzey merkezde duruyor. Güney ise etrafa doğru uzanıyor; Antarktika o dış çevrede düşünülüyor. Küre haritasında bambaşka bir şekil var: Güney Kutbu çevresinde toplanmış bir kıta. İkisinin farkı yalnız buzun görünüşü değil. Güneyde iki yer arasındaki mesafe de değişiyor. İşin elle tutulur tarafı burada.
Mesela Avustralya'dan Güney Amerika'ya giden bir yol düşün. Bir haritada iki nokta birbirine görece yakın, öbüründe çok daha uzak görünebilir. O zaman yolculuğun süresi, izlenen yön ve kaydedilen mesafe önem kazanır. Bir uçuşun yalnız biletini göstermek yerine gerçek rotasını açmak daha işe yarar. Aktarma varsa onu ayır, rüzgârı ayrı konuş, uçağın bütün süreyi aynı hızla gitmediğini de unutma. Sonra aynı verileri iki çizimin üstüne koy.
Benim görmek istediğim karşılaştırma bu. Düz harita paylaşıp “tamamdır” demek de değil, küreyi masaya koyup “ders bitti” demek de değil. O yol hangi haritada nereye oturuyor, onu görelim.

“Kimse Antarktika'yı geçmedi” cümlesini de gelişigüzel kullanmayalım. Fuchs ve Hillary'nin adıyla anılan 1957–58 seferi var. Yeni Zelanda Millî Kütüphanesi'ndeki kayıt seferi, kutup üzerinden yapılan karadan geçiş olarak tanımlıyor. Bu kaydı yokmuş gibi davranıp sonra herkesin bizi ciddiye almasını bekleyemeyiz. Açalım, güzergâhına bakalım. Hangi istasyon, hangi depo, hangi günlük? Sormamız gereken şey orada.
Tur konusu ise ayrı. Bir gemiye binip kıyıya gidiyorsun. Programı şirket hazırlıyor; çıkacağın yer, kalacağın süre belli. Bu deneyim gerçek olabilir ama sana bütün kıtanın ölçümünü vermiyor. Kapadokya turuna katılınca bütün Anadolu'nun haritasını kendin çıkarmış olmuyorsun ya, bunun da farkı yok.
“İzin gerekiyor” denildiğinde de neye izin gerektiğini ayıralım. Kıyı ziyareti mi, bilimsel çalışma mı, kendi aracınla uzun sefer mi? Çevre ve güvenlik kuralı olmasıyla coğrafyanın gizlenmesi aynı iddia değil. Ben kuralı okuyayım, kim koymuş ve neyi sınırlıyor anlayayım. Her başvuruyu tek bir “yasak” sözüne sıkıştırınca konuşma daha başlamadan dağılıyor.
Harita üstündeki çizgiye de hemen kanmamak gerekiyor. Yuvarlak bir yüzeyi kâğıda açtığını söyleyen çizimlerde uzaklıklar her yerde aynı biçimde korunmuyor. Düz dünya haritası diye paylaşılan çizimlerin de hepsi ölçülendirilmiş bir çalışma değil. Üstünde şehir adları olması, iki şehrin arasına cetvel koyunca gerçek mesafeyi verdiği anlamına gelmiyor. Ölçeği nerede ve nasıl kullandığını bilmek lazım.
O yüzden hazır haritanın görünüşünü değil, yolculuğun kendi kayıtlarını önemsiyorum. Bir teknenin yakıtı, hareket saatleri, durduğu limanlar ve tuttuğu rota günlüğü var. Bunların hepsini aynı yolculuk için bir araya getirdiğinde, yalnız “şuradan şuraya gittik” sözünden daha fazla şey öğreniyoruz. Haritaya en son dönüp kaydın nereye oturduğuna bakabiliriz.
Buz duvarı başlığında savunduğumuz modelin çizimi var. Burada o çizimin mesafelerle ilişkisini konuşuyorum. Buz kayalığı tek başına bütün haritanın fotoğrafı değil. Benim merakımı ayakta tutan şey, kıyının arkasına bir masal eklemek değil; gidilen yolun hesabını kendim takip edebilmek.

—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle