Kurumsallaşmış Kutsallık Tüccarlığı
"Allah dostu" ya da "veli" denilince çoğumuzun zihninde hemen benzer bir tablo canlanır: Etrafında halkalanmış müritler, giyilmiş özel cübbeler, kurulan dergâhlar, verilen virdler ve holdingleşmiş vakıflar... Sanki Yaratıcı ile samimi bir bağ kurabilmenin, iyi ve erdemli bir insan olabilmenin ön koşulu bir kuruma üye olmak ya da bir kartvizit edinmekmiş gibi bir algı yaratılmıştır.

Peki gerçekten öyle mi? Yaratıcı’ya yakın olmak için bir dernek tüzüğüne, bir şirket ortaklığına ya da bir tarikat hiyerarşisine mi ihtiyaç vardır?
1. Kutsallığın Şirketleşmesi ve "Unvan" Tutkusu
Tarih boyunca insanoğlunun en büyük çelişkilerinden biri, samimi duyguları kurumsallaştırma sevdasıdır. Erdem, adalet, merhamet ve alçakgönüllülük gibi soyut değerler; bir süre sonra birilerinin tekelinde somut birer "güç ve unvan" aracına dönüşür.
Bugün "Allah dostu" etiketi, ne yazık ki manevi bir derinlikten ziyade toplumsal bir statü sembolü haline getirilmiştir.
"Vergisini dürüstçe ödeyen bir esnaf, çöpünü sokağa atmayan bir vatandaş, yetimin hakkını yemeyen bir bürokrat veya ailesine helal rızık götüren sıradan bir insan; etrafına yüzlerce adam toplayıp holding yöneten bir şeyhten daha mı az Yaratıcı'ya yakındır?"
KURUMSALLAŞMIŞ KUTSALLIK ANLAYIŞININ ÇIKMAZLARI
- Sınıfsal Hiyerarşi Yaratarak Dini Sığlaştırmak: İnsanları "avam" (sıradan halk) ve "havas" (seçilmiş üstün sınıf) diye ayırıp, maneviyatı belirli kişilerin tekelinde toplamak.
- Tabelaya Bağlı İman: Allah’a yakınlığı ahlakta, dürüstlükte ve vicdanda değil; hangi dergâhın sohbetine katıldığıyla ölçmek.
- Görsel Şov ve Protokol: Gerçek takvanın gizlilik ve alçakgönüllülük gerektirdiği yerde; lüks araç konvoyları, korumalar ve seremonilerle "veli" imajı çizmek.
2. Sessiz ve İsimsiz Erdem
Gerçek değer, gösterişin ve kalabalıkların olduğu yerde değil; kimsenin görmediği anlarda sergilenen ahlaktadır. Bir insanın etrafında binlerce kişinin biat etmesi, onun haklı veya erdemli olduğunu göstermez.
Aksine, tarihteki ve günümüzdeki en büyük samimiyet örnekleri, hiçbir hiyerarşiye girmemiş, adını kimsenin bilmediği, gösterişsiz hayatlar süren insanlardan çıkar. Bir tarikat kurup başına geçmek, çoğu zaman manevi bir arayıştan ziyade insani bir egonun ve güç arzusunun dışa vurumudur.
3. Sonuç: Tabela Değil, Vicdan
Yaratıcı ile kul arasındaki bağa aracı, kurum veya ruhban sınıfı koymak; inancın özünü kaçırmaktır. Bir insanın "Allah dostu" olup olmadığını ne giydiği cübbe, ne topladığı mürit sayısı ne de kurduğu dergâh belirler.
Bir dahaki sefere birisi size bir yapıyı veya lideri "Allah dostu" diye pazarlamaya kalktığında durun ve sorun: "Allah’a dost olmak için bir kuruma üye olmak şartsa, yalnız başına dürüstçe yaşayan milyonlarca insanın vicdanı ve ahlakı nereye oturuyor?"
İlgili tartışmalar: Şeyhe soru sorunca neden suçlu oluyoruz?
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Ahali bu entry için 18 mesaj gönderdi.1–18 / 18 mesaj