Dağın ötesinde kayıp bir şehir değil; dağın altında, yeryüzündeki savaşları ve kralları izleyen başka bir düzen. Agarta anlatısının insanı yakalayan tarafı burada. İçeride yaşayanların yalnızca bizden saklandığı söylenmiyor. Daha ileri bir bilgiye sahip oldukları, yüzeyde unuttuğumuz şeyleri korudukları ve bazı dönemlerde buradaki olaylara müdahale ettikleri de anlatılıyor. Bu yüzden konu, “Bir mağara bulsak mesele çözülecek” kadar küçük değil.

Agartha, Agarta, Agarttha, Agharti… Yazımlar değişiyor; internet bunların yanına Şamballa’yı koyup hepsini tek bir yeraltı başkentinin isimleri gibi kullanıyor. Oysa metinlere girince iki ayrı damar beliriyor. Birinde Tibet Budizminin Kalachakra geleneği ve ruhsal krallığı var. Ötekinde Batılı ezoterik yazarların, gezginlerin ve gizli merkezlerden söz eden kitapların yeraltı dünyası. Sonradan birbirlerine bağlanmış olmaları, başlangıçta aynı hikâye oldukları anlamına gelmiyor. Tam tersine, birleşmenin nerede gerçekleştiği başlı başına ilginç.
Dünyanın Kralı nerede oturuyor?
Ferdynand Ossendowski’nin Beasts, Men and Gods kitabının son bölümleri, Agarta dosyasının en güçlü anlatılarından biri. Kitap, Sibirya ve Moğolistan yolculuğunu anlatırken sonlara doğru görünmeyen bir krallığa açılıyor. Ossendowski, görüştüğünü söylediği kişilerin ağzından yeraltı geçitlerini, bilginleri ve “Dünyanın Kralı”nı aktarıyor. Yani okuduğumuz şey, yazarın başkente girip çıkardığı bir şehir planı değil; yolculuk sırasında işittiğini anlattığı bir bilgi zinciri.
“Bu krallık Agharti’dir. Bütün dünyanın yeraltı geçitleri boyunca uzanır.”
Ossendowski’nin kitabındaki anlatımdan Türkçe çeviri.
Kitaptaki şehir yalnızca bir sığınak da değil. Rahiplerin ve bilim insanlarının merkezleri, başka yerlere uzanan geçitler ve görünür dünyanın kararlarına erişebilen bir hükümdar var. Yüzeyde birbirini yıkan toplumların altında düzenini koruyan bir uygarlık fikri, hikâyeyi bir “kaybolmuş kavim” meselesinden çıkarıyor. Burada gizlenen şey altın değil, bilginin kimde kaldığı. Okurken akılda kalan da bu: Bizim ilerleme dediğimiz şey, daha eski bir bilginin kırıntıları olabilir mi?

Bu soruyu sorabilmek için Ossendowski’nin anlattığı her ayrıntıyı peşinen onaylamak gerekmiyor. Kitapta “şunu gördüm” ile “bana şöyle söylediler” arasındaki mesafeyi takip etmek yeterli bir başlangıç. Aynı cümlenin yüz internet sitesinde karşımıza çıkması, yüz ayrı yolcunun aynı kapıya ulaştığı anlamına gelmiyor. Çoğu yol yine aynı kitaba dönüyor. O kitabı açınca hiç değilse hikâyenin nereden büyüdüğünü görebiliyoruz.
René Guénon’un Le Roi du monde başlığıyla ele aldığı merkez ve hükümdar fikri ise başka bir okuma alanı açıyor. Burada coğrafyayla birlikte sembol, gelenek ve manevi merkez düşüncesi de konuşuluyor. Bir yazarın sembolik olarak ele aldığı şeyi başka bir metin kilometrelerle tarif edilen fiziksel bir tesise çevirebiliyor. Agarta dosyasındaki en büyük karışıklıklardan biri bu geçiş: Aynı kelimeyi kullanıyoruz ama bazen aynı şeyi aramıyoruz.
Şamballa’yı yerin altına kim indirdi?
Kalachakra aktarımını anlatan geleneksel metinlerde Şamballa, öğretiyi koruyan krallar ve aktarım zinciriyle anılıyor. Bu çerçeve, modern çizimlerdeki iç güneşli gezegen boşluğuyla aynı anlatım değil. Bir krallığın ruhsal anlam taşıması onu önemsizleştirmez; ama o metni alıp kutuptaki deliğin koordinatı gibi kullanmak da başka bir iddia kurar. İkisini yan yana okumak, birini diğerinin içine zorla sokmaktan daha fazla şey gösteriyor.

- Şamballa hattında: Öğretiyi koruyan krallık, manevi hazırlık ve Kalachakra aktarımı öne çıkıyor.
- Agarta hattında: Gizli merkez, yeraltı geçitleri, bilginler ve Dünyanın Kralı anlatısı belirginleşiyor.
- Modern oyuk Dünya metinlerinde: Bu iki damar, iç güneş, kutup açıklıkları ve üstün teknolojiyle bir araya getiriliyor.
Bu ayrım hikâyenin büyüsünü azaltmıyor. Hangi düşüncenin hangi ayrıntıyı getirdiğini görünür kılıyor. Yeraltındaki medeniyeti ararken önümüzde bir de metinlerin yeraltı ağı var; bir kitabın cümlesi diğerine, oradan haritaya, sonra bir kutup fotoğrafının açıklamasına taşınıyor. Bazı bağlantılar açık, bazıları sonradan kurulmuş. Hepsini tek bir “kadim sır” paketine kapatınca asıl araştırılacak kısım kayboluyor.
Kutup kapıları meselesine geçmek isteyenler için Byrd’a atfedilen günlük ayrı bir dosya. Olaf Jansen’in yolculuğunda ise aynı yeraltı fikrinin bu kez bir balıkçı teknesi ve dev insanlar üzerinden nasıl anlatıldığını görebiliyoruz. Üç hikâyeyi birbirine bağlayan hayal güçlü; fakat her birinin bize ulaştığı kapı farklı.
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle