Bir işi bitirmeye çalışırken telsiz çalıyor. Elindekini bırakıp cevap veriyorsun. Sonra yarım kalan işe dönüyorsun ama program çoktan geriye düşmüş. Akşam biraz daha çalış, sabah biraz erken kalk… Bunu bir ofiste değil, kaçıp dışarı çıkamayacağın bir uzay istasyonunda yaptığını düşün. Skylab 4 ekibinin anlattığı gerilim, uzayda gizli bir başkaldırı manşetinden daha tanıdık ve bence daha çarpıcı.

Gerald Carr, Edward Gibson ve William Pogue, Kasım 1973’te istasyona giden üç kişiydi. Uzun görevleri boyunca deneyler, gözlemler, bakım ve kendi yaşamlarını sürdürmek için gereken işler bir aradaydı. Yerde çizilen programın istasyonun içinde uygulanması ise kâğıttaki kadar pürüzsüz olmuyordu. Sonradan grev diye anlatılan olayın gerçek zemini bu iş yükü anlaşmazlığı.
Gibson’ın 1 Aralık 2000 tarihli sözlü tarih görüşmesinin 65–66. sayfalarında konu doğrudan açılıyor. Gibson, Carr’ın ekibin yıprandığını görüp dinlenme istediğini anlatıyor. Özellikle pazar günlerinin boş bırakılmasını istemesi, sonradan bir grev hikâyesinin parçasına dönüşmüş. Görüşmede geçen kısa talep şu:
“Pazar günleri izinli olmamız gerekiyor.”
Gibson’ın Carr’dan aktardığı sözün Türkçe çevirisi.
Bu cümle bana bütün dramatik söylentilerden daha çok şey söylüyor. Ekip işi yapmak istemiyor değil; işi sürekli yorgun düşmeden yapabilecekleri bir düzen istiyor. Üstelik Gibson aynı konuşmada kendisinin boş günde de çalışacağını söylüyor. Yani üç kişinin tek bir amaçla bütün işi bırakmış olduğu basit bir tablo çıkmıyor.

Telsizler gerçekten kapalı kalmış mı?
Gibson’ın anlatımına göre evet, yaklaşık bir yörünge boyunca hepsinin telsizi kapalı kalmış. Fakat anlattığı neden, önceden hazırlanmış ortak bir boykot değil. Yer istasyonlarıyla konuşmayı tek bir kişinin üstlenmesini, diğerlerinin işine devam etmesini düşünmüşler. Nöbetin kimde olduğu karışınca bütün telsizler kapalı kalmış. Bir süredir yerden ses duymadıklarını fark edip yeniden açmışlar.
Burada sözü kurumun basın açıklamasından değil, ekipteki kişinin yıllar sonraki anlatımından alıyoruz. Bu anlatımı da sorgulayabilirsiniz; olaydan epey sonra yapılmış bir görüşme sonuçta. Ama o zaman tartışılacak şey belli: iş yükü gerilimi, dinlenme talebi ve iletişim kesintisinin nasıl ilişkilendirildiği. Bunların var olması, otomatik olarak bütün gün süren örgütlü bir grev olduğunu göstermiyor.
Yerdeki saatle yukarıdaki iş aynı hızda yürümüyor
İki deney arasında sadece takvimde boşluk bırakmak yetmez. Birini toparlamak, istasyonun başka bölümüne geçmek, ötekini kurmak gerekiyor. Kişinin yemek ve uyku aralığına sürekli küçük işler eklendiğinde, listede ayrı ayrı önemsiz görünen talepler birikiyor. Gündelik bakım işleri de bilimsel deneyler kadar gösterişli olmadığı için kolayca görünmezleşebiliyor.

Görev geçmişini ele alan yazı, 30 Aralık’ta ekip ile yer arasında planlamayı iyileştirmek için yapılan görüşmeyi anlatıyor. Dinlenme günlerinin korunması, uykunun hemen öncesi ve sonrasındaki işlerin azaltılması, faaliyetler arasında geçiş zamanı bırakılması gibi başlıklar var. Görevle ilgili fotoğraflar ve tarihler de ayrı bir başlangıç kaynağı.
Ben bu olayın değerini ille de gizli grev adının doğrulanmasına bağlamıyorum. İnsanların bedenlerini ve karar verme paylarını yok sayan bir programın, Dünya’dan yüzlerce kilometre yukarıda bile itiraz üretebilmesi başlı başına güçlü bir hikâye. İstasyonun içinde üç kahraman heykeli değil, yorulan, anlaşamayan ve çalışma düzeni isteyen insanlar var. Apollo bantlarında kurumun arşiv yönetimini sorguluyoruz; burada da planlama otoritesinin insanla nasıl karşılaştığını konuşabiliriz.
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle