Dikilitaşın yanından aşağı inen kollara, önde birleşen ellere ve kemere bakınca taş bir anda başka türlü görünmeye başlıyor. Karşınızdaki yalnızca çatıyı taşıyan bir sütun değil. Bir bedeni var. Yüzü yok ama duruşu var. Göbeklitepe beni en çok bu noktada yakalıyor: on bin yılı aşan bir mesafenin ötesinden, birileri taşı insana benzetmiş ve onu özel bir mekânın merkezine yerleştirmiş.

Şanlıurfa yakınındaki yapıların UNESCO kaydındaki tarihlendirmesi MÖ 9600–8200 aralığına uzanıyor. T biçimli dikilitaşlar, hayvan kabartmaları ve düzenlenmiş anıtsal mekânlar var. Yazı yok, metal alet yok; ama insanların ortak iş üretme, taşa anlam yükleme ve bir araya gelme becerisi gözümüzün önünde. Buraya bakıp “İlkel insanlar birkaç taş dikmiş” demek, gördüğümüz şeyi küçümsemek olur.
Önce tapınak, sonra köy mü?
Göbeklitepe yıllarca çok çarpıcı bir cümleyle anlatıldı: insanlar önce tapınmak için toplandı, sonra tarım ve yerleşik hayat ortaya çıktı. Bu cümle akılda kalıyor; fakat kazı ilerledikçe daha hareketli bir tablo çıkıyor. Alanda gündelik yaşama ve ev içi faaliyetlere ilişkin izler de değerlendiriliyor. Kazı ekibinin araştırma günlüğünde yontmataş buluntuların başka erken yerleşimlerle karşılaştırılması, burayı yalnızca kimsenin yaşamadığı uzak bir tören alanı gibi düşünmeyi zorlaştırıyor.
Bana kalırsa bu yeni tablo gizemi azaltmıyor. Aksine, taşların çevresine insanları geri koyuyor. Birileri yemek hazırlıyor, alet yapıyor, çalışıyor, toplanıyor. Kutsal kabul ettikleri mekânla gündelik hayatları nasıl iç içeydi? Herkes bu yapılara girebiliyor muydu? Ortadaki iki büyük figürle çevrelerindeki diğer figürler arasında bir ayrım mı vardı? “Tapınak bulundu, konu kapandı” demekten daha ilginç bir yer burası.

Hayvanlar da yalnızca süs gibi durmuyor. Yılan, tilki, kuş ve başka canlıların farklı düzenlerde belirmesi bir anlatım dünyası olduğunu düşündürüyor. Ancak elimizde yanlarına yazılmış açıklamalar yok. Bir kabartmanın hangi öyküyü, hangi tehlikeyi veya hangi aidiyeti anlattığını çözmek için biçime, bulunduğu yere ve benzer örneklere birlikte bakmak gerekiyor. Bugünkü sembol sözlüğünü alıp her hayvana kesin bir anlam vermek kolay, fakat o insanların dünyasını böyle okuyabileceğimizden emin değilim.
Taşı dikenleri kim doyurdu?
Büyük dikilitaşlardan biraz uzaklaşıp öğütme taşlarına bakınca Göbeklitepe başka bir yer oluyor. İnşaatın etkileyici bölümünü taş ustasına yazıyoruz; peki çalışırken herkes ne yedi? Yiyeceği kim topladı, hazırladı, sakladı? Bir araya gelen insan sayısı arttığında yalnızca daha fazla kol gücü elde etmiyorsunuz. Daha fazla ağzı doyurmanız da gerekiyor. Taşları yerinden oynatan toplumsal düzenin mutfağı olmadan bu işin yarısını anlatmış oluyoruz.
2019 tarihli tahıl işleme araştırması, alandaki öğütme ve dövme araçlarını kullanım izleriyle birlikte inceliyor. Binlerce taş aletin arasında yalnızca biçime bakılmıyor; yüzeylerin hangi hareketlerle ve hangi işlerde aşınmış olabileceği de sınanıyor. Deneylerde bir el taşını ileri geri hareket ettirerek yaklaşık yarım kilo tahılın 40–60 dakikada öğütülmesi gibi sonuçlar elde edilmiş. Bu, Neolitik bir kişinin günlük mesaisini birebir ölçmüyor; fakat bir yiyeceğin tabağa gelmeden önce ne kadar iş isteyebileceğini somutlaştırıyor.
Bir de işin birlikte yemek tarafı var. Araştırmada inşa faaliyetleriyle bağlantılı toplu yemekler bir açıklama modeli olarak tartışılıyor. Bunu gözümde canlandırmak için hayalî bir şef veya rahip icat etmeme gerek yok: ortak iş ile yiyecek hazırlama arasında zaten kurulması gereken bir bağ var. İnsanları bir araya getiren şey yalnızca emir olmayabilir; paylaşım, törensel buluşma, rekabet veya aidiyet de olabilir. Hangisinin ne kadar etkili olduğunu bilmiyoruz. Fakat büyük taşların arkasındaki insan ilişkisini düşünmeye başladığımızda, “Birileri geldi, yapıp gitti” cümlesi fazlasıyla küçük kalıyor.
Tarım meselesini de burada daha dikkatli kurabiliriz. Tahıl toplamak ve öğütmek, evcilleştirilmiş tahılı tarla düzeninde üretmekle aynı faaliyet değil. Yiyecek hazırlama araçlarının varlığı hemen bugünkü çiftçi köyünü göstermiyor. Buna karşılık avcı-toplayıcı sözünü duyunca sürekli yürüyen, hiçbir hazırlık veya depolama yapamayan bir topluluk düşünmek de doğru bir başlangıç değil. Eski etiketler, yeni buluntuların önüne geçince arkeolojiyi değil kendi kafamızdaki resmi savunuyoruz.
Bitmemiş bir dikilitaş neden değerli?
Kazı ekibinin taşların yapımı üzerine yazısı, plato üzerindeki ocak izlerini ve tamamlanmadan bırakılmış parçaları gösteriyor. Böyle bir parça bitmiş eserden daha az gösterişli olabilir; ama üretimin ortasına bakmamızı sağlar. Ana kayadan ne çıkarılmaya çalışılmış, biçimin hangi aşamasına gelinmiş, iş nerede durmuş? Tamamlanmış bir yüzey ustanın son tercihidir. Yarım kalmış bir yüzey ise elindeki işlemi görünür kılar.
Bu yüzden Göbeklitepe’yi yalnızca “O dönemde bunu yapamazlardı” cümlesine hapsetmek istemiyorum. Yapmışlar. Geriye, bu becerinin nasıl öğrenildiğini, aktarıldığını ve bir topluluk işi hâline geldiğini araştırmak kalıyor. Bir dikilitaşın kabartmasını anlayamadığımızda ustasının becerisini inkâr etmek zorunda değiliz; tersine, onu ciddiye alıp geride bıraktığı küçük izlere daha fazla bakabiliriz.
- Taşların insan biçimi kazanması: kollar, eller, kemer ve beden ayrıntıları.
- Yapıların düzeni: merkezdeki figürlerle çevredeki dikilitaşların ilişkisi.
- Gündelik buluntular: anıtları yapanların nasıl yaşadığına ilişkin izler.
- Tekrarlar ve farklılıklar: aynı sembolün başka yapılarda nasıl kullanıldığı.
Klaus Schmidt ile özdeşleşen kazıların açtığı büyük soru hâlâ güçlü: bu ölçekte bir ortak işi kim, nasıl örgütledi? Dikilitaşların yerel kireçtaşı platosundan çıkarılması taşımayı açıklamak için önemli bir ayrıntı; onları sebepsizce kilometrelerce uzaktan getirmiş gibi anlatmaya gerek yok. Yakındaki taşı sökmek, biçimlendirmek, dikmek ve insanları bu işe ikna etmek de başlı başına büyük bir başarı.
Baalbek’te yük ve taşıma, Rongorongo’da kaybolmuş okuma bilgisi öne çıkıyor. Burada ise henüz yazı yokken ortak bir anlam dünyasının nasıl kurulduğuna bakıyoruz. Sitedeki Göbeklitepe ve kuyruklu yıldız tartışması da başka bir yorum hattı açıyor; gökyüzü yorumlarıyla kazıda bulunan nesneleri birbirine karıştırmadan konuşmak gerekiyor. Göbeklitepe’yi değerli yapan, her sorunun cevabını vermesi değil; insanlık tarihine sorduğumuz soruların sırasını değiştirmesi.
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle