Kutsal bir yere gitmenin yoğun bir duygu yaratması şaşırtıcı değil. Ama bazı ziyaretçilerin yolculuğu, bekledikleri manevi deneyimden başka bir yere gidiyor: kendilerini kutsal bir kimlikle özdeşleştirme, özel bir görev üstlendiklerine inanma veya kamusal alanda vaaz verme. Kudüs sendromu adı bu tür vakalar üzerinden konuşuluyor.

Kudüs Eski Şehir; klinik vaka fotoğrafı değildir.
Kudüs Eski Şehir; klinik vaka fotoğrafı değildir. · Pudelek · CC BY-SA 4.0

Burada hac, dua, ağlamak veya güçlü biçimde etkilenmek hastalık diye adlandırılmıyor. İnançlı olmanın kendisi klinik bir belirti değil. Dosyanın konusu, kişinin gerçekliği değerlendirmesinde belirgin değişimle ve günlük işlevinin bozulmasıyla giden vakalar.

Yair Bar-El ve arkadaşlarının 2000’de yayımlanan araştırması, Kudüs’te değerlendirilen turistleri farklı gruplara ayırıyordu. Daha önce psikiyatrik hastalığı bulunanlarla, belirgin bir geçmiş olmadan seyahat sırasında akut tablo yaşayanları aynı sepete koymadılar. Bu ayrım önemli: şehirde ortaya çıkan her vaka, yalnızca şehrin yarattığı yeni bir hastalık olmak zorunda değil.

Şehir, kişinin önceden taşıdığı hikâyeyi büyütebilir mi?

Kudüs, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam için aynı anda güçlü anlamlar taşıyor. Bir ziyaretçi yalnızca sokakları görmüyor; çocukluğundan beri dinlediği metinlerin mekânlarında bulunuyor. Araştırmada farklı dinî geleneklerden gelen kişilerin farklı kutsal kimliklerle özdeşleşebilmesi de ele alınıyor. Yaşananın biçimi, kişinin getirdiği kültürel dünya ile ilişkili.

Yine de etiketin kendisi tartışmasız değil. Aynı dergide yayımlanan eleştiriler, “Kudüs sendromu”nun ayrı bir tablo olarak nasıl tanımlandığını ve önceden var olan sorunların ne kadar güvenle dışlanabildiğini sorguladı. Bu itirazı okumak, vakaları inkâr etmek değil; hangi ortak ad altında toplandıklarını anlamak.

Benim burada ilgimi çeken, bir mekânın insanın kendi hayatındaki rolünü nasıl değiştirebildiği. Yolculuğa seyirci olarak başlayıp kendini hikâyenin merkezinde görmek… Tanıdık kişinin yabancılaşması kadar çarpıcı başka bir yön bu: bu kez çevre yabancılaşmak yerine, insan için olağanüstü kişisel bir anlam kazanıyor.

Kudüs’te güçlü duygular yaşayan herkese bu etiketi yapıştırmak hem inancı hem sağlık sorunlarını yanlış anlatır. Belirleyici olan ziyaretçinin ne kadar etkilendiği değil; kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkinin nasıl değiştiği.