Bir kap suyu masaya koy. Eğersen su kabın eğimine göre yamuk durmaz; dökülür, yer değiştirir, yine seviyesini bulur. Düz dünya düşüncesinde suyun bu davranışına bu kadar önem verilmesinin sebebi bu. Biz gördüğümüz bu seviyeden başlıyoruz.
Sonra karşımıza küre çizimi geliyor. Sular topun bütün çevresine yayılmış, her yerde başka yöne bakıyor. “Nasıl?” diye soruyorsun. Yerçekimi diyorlar. Peki, kelimeyi duyduk. Şimdi o çizimde suyun neye göre durduğunu açalım.
Küre açıklamasında aşağı, her noktada merkeze doğru kabul ediliyor. Bu yüzden iki uzak kıyıdaki insanın aşağı dediği yön aynı uzay doğrultusu değil. Suyun seviyesi de buna göre tarif ediliyor. Benim düz dünya tarafında itiraz ettiğim kabul bu. Gördüğüm yerel seviyeden bütün yüzeyi çevreleyen eğri suya nasıl geçildiğini anlamak istiyorum.
Ekvatordaki şişkinlik girince konu daha da karışıyor. Dünya'nın ekvatorda daha geniş olduğu söyleniyor. İnsan hemen “o zaman su oraya yığılmaz mı?” diye düşünüyor. Ama merkezden uzaklıkla denizden yükseklik aynı ölçü değil. Burada iki cetvel kullanıyoruz gibi düşün.
Bir cetvel hayalî merkezden başlayıp yüzeye kadar geliyor. Diğeri deniz seviyesinden başlayıp dağın tepesine gidiyor. Ekvatorun merkezden daha uzakta olması, kıyıdaki bir evi denizden binlerce metre yükseğe çıkarmıyor. O ev yine denizin yanında. Bu farkı atlayınca başka bir soru soruyor, başka bir soruya cevap alıyoruz.
Jeoit denen açıklama da burada karşımıza çıkıyor. Deniz seviyesi için kullanılan yüzeyi anlatıyorlar. Ben bu kelimeyi okuyunca sorum cevaplandı saymıyorum. Ama karşı tarafın neyi söylediğini anlamak için bilmek gerekiyor; yoksa dağın yüksekliğiyle bütün modelin ölçüsünü birbirine karıştırırız.

Murphy'nin ıslak tenis topu benzetmesi akılda kalıyor. Topu döndürüyorsun, su saçılıyor. Küçük bir hareketle insanın zihnindeki küre çizimini kurcalıyor. Fakat tenis topunu Dünya'nın eksiksiz küçük kopyası sanarsak bu kez de benzetmenin içine sıkışırız. Topun suyu ne tutuyor, hangi hızda dönüyor, boyutu ne? Bunlar aynı değil.
Bana göre daha faydalı örnek, birbirine bağlı kaplar. Uzaklık arttıkça suyun düzeyi nasıl karşılaştırılıyor? Ölçü aleti nereye yerleşiyor? Kara ölçümleriyle deniz üstü görüş aynı şeyi mi ölçüyor? Bunları anlatınca insan sonunda neyin tartışıldığını anlıyor. “Su düzdür” ve “çekim var” diye karşılıklı iki cümle söylemekle saat doluyor, mesele yerinde sayıyor.
Suyun doğası başlığında kabın ve hareketin etkisini, yoğunluk ve kaldırma kuvvetinde ise cisimlerin su içindeki davranışını konuşuyoruz. Bir tahta neden yüzer sorusuyla deniz yüzeyinin bütün Dünya boyunca nasıl durduğu sorusu aynı değil. Bağlantıları var ama birinin cevabını öbürüne yapıştırmayalım.
Ben burada düz yeryüzü görüşümü saklamıyorum. Suyun önümüzde duran davranışını önemsiyorum. Biri eğrilik diyorsa aynı suyun hangi ölçümde o sonucu verdiğini açıkça anlatsın. Çizimde ok görmektense ölçünün nasıl alındığını okumayı tercih ederim.

—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle