Robert Monroe’yu ilginç bulmamın sebebi yalnızca bedeninden çıktığını söylemesi değil. Adamın mesleği zaten sesle ilgili: Radyo programları hazırlıyor, insanlara ses aracılığıyla bir dünya kuruyor. Sonra kendi bedenini nerede hissettiğiyle ilgili tuhaf deneyimler yaşamaya başlıyor ve hayatının yönü değişiyor. Başkasının anlattığı bir masalın peşinden gitmekten önce, başına geldiğini söylediği şeyi yeniden yaşamanın ve anlamanın yolunu arıyor. Bu başlangıcı, bugün internette birkaç dakikalık bir kayıtla her şeyi vaat eden anlatımlardan daha merak uyandırıcı buluyorum.
Monroe Institute’un tarihçesinde bu işin başlangıcı bir meditasyon salonu değil, yayıncılık şirketinin araştırma bölümü. Sesin öğrenme ve uyku üzerindeki etkileriyle uğraşıyorlar; Monroe da denemelerin içinde. Sonra araştırmanın yönü değişiyor:
- 1950’lerin ikinci yarısı: Ses, öğrenme ve uyku üzerine çalışmalar.
- 1958: Monroe’nun beden dışı deneyimlerinin başladığını söylediği dönem.
- 1971: Deneyimlerini anlattığı Journeys Out of the Body yayımlanıyor.
Kitapta tarif ettiği şey, gözünün önünde beliren birkaç görüntüden fazlası: titreşimler, bedeninin konumunun değişmesi ve kendisini fiziksel bedeninden ayrı hissetme. Aşağıya kendi ilk deneyimini anlattığı videoyu da koydum. Bir olayı özetinden okumakla, sahibinin hangi ayrıntıda duraksadığını ve hangi kelimeyi seçtiğini duymak başka.

Monroe’nun çevresinde gelişen çalışmaların ses tarafı Hemi-Sync adıyla tanınıyor. Fakat bunu yalnızca iki kulağa iki ses vermek diye özetlemek eksik kalıyor. Yönlendirmeler, dikkat egzersizleri, gevşeme ve eğitim içindeki beklentiler de işin parçası. Monroe Institute programında kullanılan Focus adlarını da beynin fotoğrafta görülen ayrı katları gibi düşünmüyorum. Bunlar eğitimde belirli deneyim hâllerini adlandırmak için kullanılan bir sözlük. Bir başkasının anlatısını karşılaştırmak için yararlı olabilirler; aynı adı kullanan herkesin tam aynı şeyi yaşadığını ise sırf isimden bilemeyiz.
Monroe’nun peşinden gidilecek en ilginç sorusu bence şu: Başka bir yerde bulunduğunu hisseden insan, oradan bilmediği bir ayrıntıyı geri getirebilir mi? Deneyimin dış dünyayla buluşacağı yer burası. Bir odada ne hissettiğini anlatmasıyla, o odada saklanan bir nesneyi tarif etmesi farklı tartışmalar başlatır.
1983 tarihli Gateway değerlendirmesi bu konuya bambaşka bir pencere açıyor. İlk sayfasını büyütün: Başlık ABD Kara Kuvvetleri’ne ait, tarih 9 Haziran 1983, imza Wayne M. McDonnell. Bugün CIA arşivi üzerinden tanınması, metni CIA laboratuvarında tamamlanmış bir astral seyahat deneyi yapmıyor. McDonnell eğitim yaklaşımını açıklamaya çalışıyor; ses, bilinç ve çeşitli fizik modelleri arasında bağlar kuruyor. Metnin hayli iddialı olması da değerli bir ayrıntı. Devlet içindeki birinin konuyu hangi çerçevede ciddiye aldığını görüyorsunuz. Fakat kullanılan bir fizik benzetmesiyle, ölçülmüş bir beden dışı bilgi aktarımını birbirine çevirmemek lazım.

Raporun ilk sayfası ve ilerleyen bölümleri aşağıda. Önce başlığına, tarihine ve imzasına bakın; sonra bilinç hakkında kurduğu modeli okuyun. Gateway metninin cazibesi biraz da burada: Sesle başlayan bir çalışma, insanın kendisini nerede hissettiği ve neye ulaşabileceği üzerine kocaman bir iddiaya dönüşüyor.
Monroe’yu okumaya değer buluyorum. Bir radyo yapımcısının sesle kurduğu dünyadan, kendi bedeninin sınırlarını sorguladığı bir hayata geçmesi başlı başına ilginç. İlk deneyimini anlattığı kaydı dinledikten sonra kitabın girişine dönmek de güzel oluyor; anlatının sesini bu kez gerçekten duymuş oluyorsunuz.

İlgili tartışmalar: Stargate Projesi ve uzaktan algılama dosyaları
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle