Kapalı bir zarfın içinde Mars ve yaklaşık bir milyon yıl öncesini işaret eden bir hedef var. Karşıdaki kişiye koordinatlar veriliyor; o da piramidi andıran bir biçimden, tozdan ve büyük yapılardan söz ediyor. Tarih 22 Mayıs 1984. Bu bir bilimkurgu filminin çekim notu değil; yayımlanmış bir oturum dökümünde gerçekten bunlar konuşuluyor. Stargate çevresindeki dosyaların insanı yakalayan tarafı tam da bu: Birilerinin aklına yalnızca düşünceyle uzak bir yeri görme ihtimali gelmiş ve masaya oturup bunu denemişler.
“Mars gezegeni. İlgilenilen zaman: yaklaşık MÖ 1 milyon.”
22 Mayıs 1984 oturumunda kapalı zarftaki hedef kartı — belgeden çeviri.

Zarf oturumdan hemen önce katılımcıya veriliyor; açıklamaya göre görüşme bittikten sonra açılıyor. Seçilmiş koordinatlar ise görüşme sırasında sözlü olarak aktarılıyor. Sonrasında piramit biçimleri, toz ve büyük yapılar anlatılmaya başlanıyor. Belgedeki soruları da okuyun: Yönetici bir ayrıntının üstüne gittikçe anlatı nasıl ilerliyor? Mars’ın o dönemine gidip karşılaştırma yapamıyoruz; elimizde bu sıra dışı denemenin konuşma kaydı var.
Stargate adı altında hatırlanan araştırma çizgisi tek bina, tek ekip ve hiç değişmeyen bir deney düzeninden oluşmuyor. 1970’lerin başındaki SRI çalışmaları, sonraki askerî ve istihbarat uygulamaları, farklı proje adları ve 1995 değerlendirmesi aynı hikâyenin farklı dönemleri. Russell Targ ile Harold Puthoff araştırma tarafında öne çıkan isimler; Ingo Swann ise yöntemlerin gelişimiyle birlikte anılıyor. Buradaki “remote viewing”, sıradan duyularla erişilmeyen bir hedef hakkında izlenim bildirme iddiası. Her oturumda kişinin kendisini bedeninden çıktığını hissetmesi gerekmiyor. Astral casusluk adı akılda kalıyor ama bu iki kavramı aynı şey yapınca asıl yöntem görünmez oluyor.

Hedef eşleştirmeye dayanan deney mantığı kabaca şöyle işliyor; her arşiv oturumu bu düzenin aynısı değil:
- Bir hedef seçiliyor; katılımcının içeriğini bilmemesi gerekiyor.
- Katılımcının izlenimleri ve çizimleri karşılaştırmadan önce kayda geçiriliyor.
- Kayıt, gerçek hedefin yanında başka seçeneklerle de karşılaştırılıyor. Hangi hedefe ne kadar uyduğu değerlendiriliyor.
Su, metal ve yüksek yapı dendiğinde limana da köprüye de fabrika çevresine de gidilebilir. Önceden kayda geçmiş, az rastlanan ve doğru bir ayrıntıysa çok daha dikkat çekici. Çizimin yanına hedef fotoğrafını koyup benzer kısımları işaretlemek etkileyici görünebilir; ben bir de eşleşmeyen ayrıntıları görmek isterim.
Aynı dosyaya bakıp anlaşamıyorlar

1995 değerlendirmesindeki asıl çatışma burada. Jessica Utts sonuçları açık biçimde olumlu okuyor. Raporunun özetinde şöyle yazıyor:
“Bilimin diğer alanlarında uygulanan ölçütler kullanıldığında, psişik işlevin sağlam biçimde ortaya konduğu sonucuna varılıyor.”
Jessica Utts, 1995 — özet bölümünden çeviri.
Ray Hyman aynı çıkarıma katılmıyor. İstatistiksel sapmadan paranormal nedene nasıl geçildiğini, yöntem sorunlarını ve bağımsız tekrarı sorguluyor. Yani dosyanın içinde yalnızca bir kurumun kapanış cümlesi yok; birbirine karşı duran iki açık değerlendirme de var.
- Utts’ın savı: İstatistiksel bulgular psişik işlevi destekliyor; mekanizmayı araştırmak gerekiyor.
- Hyman’ın itirazı: İstatistiksel fark, nedenin paranormal olduğunu tek başına göstermiyor.
- Operasyon sorusu: Bu bilgiler sahada belirli, tutarlı ve işe yarar kararlar üretebiliyor mu? AIR nihai raporu devamı desteklemiyor.
Bu üç soruyu birbirine karıştırınca projenin bütün ilginçliği kayboluyor. Küçük bir etki olduğunu savunmakla, o etkiyle kayıp birini bulabileceğini savunmak aynı yükü taşımıyor. Utts’ın metnini de nihai raporu da ekledim. Ben bu dosyayı yalnızca “CIA denedi, sonra kapattı” diye özetleyen anlatımdan daha fazlasını hak ediyor diye paylaşıyorum.

İlgili tartışmalar: Robert Monroe’nun beden dışı yolculukları · CIA ve Stargate Projesi: Devletlerin Zihin ve Parapsikoloji Araştırmaları
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle