Sene 1989. Las Vegas merkezli KLAS-TV isimli yerel bir kanalda çalışan araştırmacı gazeteci George Knapp, ekran başındakilerin aklını alacak bir röportaj serisine imza atıyor. Yüzü karartılmış, sesi değiştirilmiş ve kendisine "Dennis" takma adı verilmiş bir adam çıkıp anlatmaya başlıyor. Daha sonra kimliğini gizlemekten vazgeçip açık kimliğiyle kamuoyunun karşısına geçecek olan bu adamın adı Bob Lazar.

Lazar’ın iddiasına göre kendisi Massachusetts Institute of Technology (MIT) ve California Institute of Technology (CALTECH) bünyesinde fizik eğitimi almış, ardından Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’nda çalışmış yetkin bir bilim insanı. 1988 yılının sonlarında, EG&G adlı özel bir savunma yüklenicisi firma üzerinden "S-4" (Site-4) kod adlı, haritalarda dahi görünmeyen ultra gizli bir askeri tesise "kıdemli personel" olarak atanıyor.

Peki neresi bu S-4?

  1. Bölge’nin (Groom Lake) yaklaşık 15-20 mil kadar güneyinde, Papoose Gölü yatağının hemen kıyısında, Nevada Çölü’nün dağlık arazisinin tam kalbine oyulmuş bir yeraltı kompleksi. Lazar'ın deyimiyle, tesisin dışarıdan bakıldığında anlaşılması kesinlikle imkan dahilinde değil. Hangarların devasa kapıları çöl kumu, çakıl ve kaya dokusuyla birebir kaplanmış durumdayken; kapılar kapandığında dağ yamacıyla tamamen bütünleşiyor. Havadan geçen bir uydunun ya da yüksek irtifa casus uçağının burayı tespit etmesi imkansız.

İşte hikaye tam olarak bu hangarların kapısı açıldığında başlıyor.

S-4 Tesisi Ve "Sports Model" İddiası

Lazar, S-4 kompleksinin içinde yan yana dizilmiş dokuz adet hangar bulunduğunu ve her bir hangarda insan yapımı olması fiziksel olarak imkansız görünen, farklı tasarımlara sahip araçların (uçan dairelerin) durduğunu iddia ediyor. Hatta bu araçlardan bir tanesine son derece pürüzsüz, ek yeri barındırmayan, dökme metal benzeri mat-gümüşi dış yüzeyinden dolayı kendi aralarında "Sports Model" adını verdiklerini anlatıyor.

Lazar’ın tesisteki görevi net: Tersine Mühendislik (Reverse Engineering).

Yani, "biz bu araçları ele geçirdik ama bunların neyle ve nasıl çalıştığına dair en ufak bir fikrimiz yok, al bunu incele, fizik kurallarını çöz ve bize kopyalayabileceğimiz bir sistem çıkar" mantığı.

Lazar, Sports Model’in içine girdiğinde karşılaştığı manzarayı şöyle detaylandırıyor:

"Aracın içi tamamen tek bir parçadan dökülmüş gibiydi. Hiçbir yerde vida, perçin, dikiş izi, kablo veya keskin bir köşe yoktu. Her şey sanki plastik benzeri ama metali andıran pürüzsüz bir malzemeyle yuvarlatılmıştı. Üç adet küçük sandalye vardı. Sandalyeler yetişkin bir insanın oturması için son derece küçüktü, adeta çocuk boyutlarındaydı. Aracın kontrol panellerinde hiçbir tuş, direksiyon, pedal veya kablo bağlantısı görünmüyordu."

Peki, hiçbir kablosu, jet motoru, pervanesi veya egzoz çıkışı olmayan bu araç atmosferde ve uzay boşluğunda nasıl hareket ediyordu?

Element 115 (Moscovium) Ve Yerçekimi Bükümü

İşte Bob Lazar anlatısının kalbini oluşturan, fizik dünyasını ikiye bölen ve senelerce "delirmiş bu adam" denilerek kenara atılan ama yıllar sonra garip bir şekilde bilimin gündemine oturan teknik detay burada devreye giriyor.

Lazar’ın iddiasına göre, bu araçlar ne benzin, ne gaz, ne de konvansiyonel roket yakıtı kullanıyor. Araçların merkezinde, portakal büyüklüğünde, yarım küre şeklinde bir güç reaktörü bulunuyor. Bu reaktörün içinde ise dünya üzerinde doğal olarak bulunmayan, ağır ve son derece kararlı bir element yer alıyor: Element 115.

Lazar’ın açıklamalarına göre sistemin çalışma prensibi adım adım şöyle işliyor:

  1. Proton Bombardımanı: Reaktörün içindeki Element 115, küçük bir parçacık hızlandırıcı vasıtasıyla proton bombardımanına tutuluyor.
  2. Element 116 Transmütasyonu: Protonu yutan Element 115, anlık olarak periyodik cetvelde bir üst basamaktaki Element 116’ya dönüşüyor.
  3. Anti-Madde Reaksiyonu: Element 116 son derece kararsız bir yapıya sahip olduğu için anında bozunuyor ve reaktörün içine Anti-Madde salıyor.
  4. Tam İmha (Annihilation) Ve Enerji: Anti-madde, reaktör tüpünün içindeki hedef gaz ile temas ettiği an "yok olma" (annihilation) tepkimesi gerçekleşiyor. Maddenin %100 oranında saf enerjiye dönüştüğü bu tepkime, günümüz nükleer reaktörlerinin verimliliğini milyarlarca kez katlayan devasa bir ısı ve enerji açığa çıkarıyor.
  5. A frekansı ve B frekansı (Yerçekimi Dalgaları): Oluşan bu muazzam enerji, aracın alt kısmında bulunan üç adet bağımsız "Yerçekimi Amplifikatörü"ne (Gravity Amplifier) aktarılıyor. Lazar bu noktada evrende iki farklı yerçekimi dalgası olduğunu iddia ediyor: Atom altı seviyedeki "Gravity A" ve gezegensel ölçekteki "Gravity B". Araç, ürettiği enerjiyle "Gravity A" dalgasını odaklayarak aracın gitmek istediği noktanın önündeki Uzay-Zaman Dokusunu Büküyor (Warp).

Şimdi burayı iyi anlamak lazım. Araç, atmosferde rüzgarı yarıp hızlanarak ilerlemiyor. Gitmek istediği nokta ile kendi arasındaki uzay-zaman dokusunu tabiri caizse bir çarşaf gibi büzüştürüyor. Önündeki uzayı kendine doğru çekiyor, ardından hedef noktaya ulaştığında uzay-zaman dokusunu serbest bırakıyor. Yani araç aslında hareket etmiyor; uzay ve zaman aracın etrafında şekil değiştiriyor.

"Ağzımızdan çıkan her kelimeyi bilim kurgu sananlara soruyorum: Uzayda ışık hızını geçmek fiziksel olarak imkansızken, kütlesi olan bir cismi uzay-zamanı bükerek bir noktadan diğerine ışınlar gibi taşıma fikri, 1988 yılında hiçbir eğitimi olmayan sıradan bir insanın fantezisi olabilir mi?"

Element 115 Kehaneti Ve Bilim Dünyasının Şoku

Bob Lazar 1989 yılında ekranlara çıkıp "Bu araçlar Element 115 ile çalışıyor, bu element henüz dünyada sentezlenmedi, ağır bir elementtir ve kararlı izotopları yerçekimi dalgası üretir" dediğinde akademisyenler, kimyagerler ve fizikçiler kahkahalarla güldü. Çünkü o dönem periyodik cetvel 109. elemente kadar uzanıyordu ve 115 numaralı bir element resmi literatürde tamamen hayal ürünü kabul ediliyordu.

Derken takvimler 2003 yılını gösterdi.

Dubna'daki Rus Nükleer Araştırma Enstitüsü (JINR) ve California'daki Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarı’ndan bilim insanları, kalsiyum-48 iyonlarıyla amerikyum-243 atomlarını çarpıştırarak periyodik cetvelin 115. elementini sentezlemeyi başardılar. Clemente / IUPAC tarafından bu elemente resmi olarak "Moscovium" (Mc) adı verildi.

Tabii ki bilim dünyası hemen defans hattını kurdu: "Efendim biz 115'i bulduk ama laboratuvar ortamında ancak saniyenin milyonda biri kadar yaşayabildi, hemen bozundu, kararlı değil."

Lazar ise bu eleştiriye seneler öncesinden cevap vermişti:

"Sizin laboratuvarda sentezlediğiniz izotop ile uzay araçlarında kullanılan kararlı izotop aynı değil. Periyodik cetvelin o bölgesinde bir 'Kararlılık Adası' (Island of Stability) var. Doğru izotobu bulduğunuzda bu element bozunmaz, katı ve ağır bir metal olarak elinizde durur."

Şimdi durup düşünmek gerekiyor. 1980'lerin sonunda kimya ve fizik bilgisi sınırlı olan birinin, periyodik cetvelde yıllar sonra keşfedilecek bir elementin numarasını tam ısabetle tutturması, onun atomik özelliklerini ve ağır element sentezleme mantığını detaylandırması basit bir "atıp tutma" mıdır? Yoksa Lazar gerçekten de o hangarların içinde elimize henüz geçmeyen bir teknolojiyi mi inceledi?

Bir İnsanın Sivil Geçmişi Nasıl Silinir?

Bob Lazar anlatısının en karanlık, en araştırılması gereken ve şüphecileri bile çaresiz bırakan kısmı onun kişisel geçmişidir.

Lazar kamuoyuna açıldıktan hemen sonra gazeteciler doğal olarak adamın diplomalarını, özgeçmişini ve iddia ettiği kurumları araştırmaya başladılar. Sonuç tam bir şoktu:

  • MIT ve Caltech: Her iki üniversite de kayıtlarında "Bob Lazar" adında bir öğrencinin hiç var olmadığını, ders almadığını, mezun olmadığını açıkladı. Yıllık fotoğraflarında ismi yoktu.
  • Los Alamos Ulusal Laboratuvarı: Laboratuvar yönetimi Bob Lazar adında bir fizikçinin veya personelin bünyelerinde asla çalışmadığını resmi olarak duyurdu.
  • Doğum Kayıtları ve Hastane: Lazar’ın doğduğu hastanedeki doğum kayıtları dahi ortadan kaybolmuştu.

Tam bu noktada "Hah, işte adam şarlatanın tekiymiş, sallamış her şeyi!" diyecek oluyorsunuz ki, gazeteci George Knapp ve ekibi derin kazı yapmaya başlıyor. Ve bakın karşılarına neler çıkıyor:

  1. Los Alamos Telefon Rehberi: Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’nın 1982 yılına ait resmi kurum içi telefon rehberi ele geçiriliyor. Rehberin sayfaları çevrildiğinde; laboratuvarda çalıştığı inkar edilen Robert "Bob" Lazar’ın ismi, dahili telefon numarası ve çalıştığı bölüm (Kirk-Mayer alt yüklenicisi bünyesinde) açıkça görülüyor.
  2. Yerel Gazete Küpürü: 1982 tarihli Los Alamos Monitor gazetesinin birinci sayfasında bir haber göze çarpıyor. Haber, kendi yaptığı jet motorlu arabasıyla hız rekoru kıran genç bir bilim insanı hakkında. Haberdeki kişinin adı: Bob Lazar, Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’nda çalışan bir fizikçi.
  3. W-2 Vergi Belgeleri: Lazar’ın ABD Hazine Bakanlığı’na (IRS) ödediği vergi belgelerinde, maaşının doğrudan US Department of the Navy (ABD Deniz Kuvvetleri) tarafından ödendiği ve gelir kodunun gizli projelere dayandığı belgeleniyor.

Bir insanın doğduğu hastanedeki kayıttan, okuduğu üniversitedeki amfi sırasına kadar tüm lise ve lisans geçmişinin bir gecede pürüzsüzce silinmesi (Biographical Erasure); ama gelin görün ki eski bir yerel gazete küpürünün ve sararmış bir telefon rehberinin gözden kaçması...

Devlet mekanizması, kendi sırlarını ifşa eden bir personeli hapse atmak yerine, onun "akademik varlığını" silerek onu toplumun gözünde bir "delilek, yalancı ve şarlatan" durumuna düşürmeyi tercih etmiş olabilir mi? Çünkü bir adamı hapse atarsanız onu kahraman yaparsınız; ama onun diplomalarını silip "bu adam zaten hiç okumamış ki" derseniz, onu tüm bilim dünyasının maskarası yaparsınız. Mükemmel bir dezenformasyon ve itibar suikastı stratejisi, değil mi?

Otopsi, Biyometrik Tarama Ve Hand Scanner Cihazları

Lazar’ın iddialarında o dönem "yok artık, bilim kurgu filmi çekiyor" denilen ancak günümüzde havalimanlarında ve yüksek güvenlikli tesislerde standart hale gelen teknolojiler de mevcut.

Lazar, S-4 tesisine girerken her gün kimlik kontrolünün ötesinde garip bir cihaza ellerini koyduğunu anlatıyordu. Cihaz, elin kemik yapısını, parmak uzunluklarını ve el ayasının yoğunluğunu ölçen bir "Identimat Hand Scanner" (Biyometrik El Taraması) cihazıydı. 1988 yılında kamuoyunun ruhu bile duymadığı bu cihaz, Lazar tarafından detaylıca çizildi.

Yıllar sonra, 51. Bölge ve civarındaki gizliliği kaldırılan fotoğraflar incelendiğinde, 1970'lerin sonu ve 80'lerin başında ABD ordusunun tam da Lazar’ın çizdiği Identimat cihazlarını kullandığı kanıtlandı.

Ayrıca Lazar, tesisin koridorlarında yürürken açık duran bir kapıdan içeri göz attığını ve içeride iki askerin arasında duran, küçük boyutta, gri renkli, iri kafalı bir varlık gördüğünü iddia etti. Hatta "bir an için maket veya otopsi yapılan bir ceset olduğunu düşündüm ama hareket ettiğini hissettim" diyerek tesis bünyesinde sadece araçların değil, bu araçları kullanan canlı biyolojik varlıkların da barındırıldığını öne sürdü.

Şüpheler, Çelişkiler Ve Sorulması Gereken Sorular

Peki Bob Lazar tamamen masum ve %100 doğruyu söyleyen bir aziz mi? Elbette hayır. Lazar anlatısının içinde de ciddi soru işaretleri ve kafa karıştıran noktalar var:

  • Siyasi Ve Hukuki Sıkıntılar: Lazar'ın geçmişinde fuhuş çetesine yataklık etmekten ceza alması, yasadışı kimyasal madde ticareti yapması gibi karanlık adli kayıtlar bulunuyor. Şüpheciler, Lazar'ın dikkatleri bu adli suçlardan kaçırmak ve para kazanmak için böyle bir hikaye uydurduğunu savunuyor.
  • Fizik Teorilerindeki Bazı Aksaklıklar: Bazı ana akım fizikçiler, Lazar’ın "Gravity A" ve "Gravity B" olarak tanımladığı dalga modellerinin kuantum mekaniği ve genel görelilik teorisiyle çeliştiğini, kullandığı terimlerin "popüler bilim dergilerinden derlenmiş yüzeysel terimler" olduğunu iddia ediyor.
  • Video Kaset Ticareti: Lazar, iddialarını açıkladıktan kısa bir süre sonra S-4 tesisini ve araçların çalışma prensiplerini anlatan özel videokasetler doldurup bunları satmaya başladı. Bu durum "adam işi ticarete döktü" eleştirilerine yol açtı.

Ancak tüm bu çelişkilere rağmen, ortada gözden kaçırılamayacak kadar büyük bir tablo duruyor.

Bob Lazar, 1989 yılında arkadaşları Joe Vaninetti ve Gene Huff’ı alıp Nevada çölüne götürdü. Lazar, S-4 tesisindeki uçan dairelerin hangi gün ve hangi saatlerde test uçuşu yapacağını biliyordu. Çölün ortasında kurdukları kamerayla, tam da Lazar'ın söylediği saatte dağların arkasından havalanan, imkansız açılarla dikine ve yatayda muazzam hızlarla hareket eden, turuncu ışıklar saçan nesneleri kayda aldılar. Bu görüntüler bugün hala arşivlerde duruyor.

Son Söz Ve Cevapsız Kalan O Soru

Bob Lazar bugün hala hayatta. Oregon’da "United Nuclear" adında bilimsel ekipman ve kimyasal madde satan bir şirketin sahibi. Yıllardır ufoloji kitlelerinden uzak durmaya çalışıyor, röportaj vermekten kaçınıyor ve "hayatımı mahveden o günden beri keşke hiç konuşmasaydım" diyor. 2018 yılında Joe Rogan'ın podcast yayınına çıktığında da 30 yıl önce ne anlattıysa tek bir kelimesini bile değiştirmeden aynı şeyleri söyledi.

Şimdi oturup soğukkanlılıkla düşünelim:

Bir adam çıkıyor. Yerin altına gömülü gizli bir üs tarif ediyor. O üssün kapılarını, güvenlik sistemlerini, biyometrik tarayıcılarını anlatıyor. Henüz keşfedilmemiş 115 numaralı bir elementin adını veriyor, atomik yapısını anlatıyor. Arkadaşlarını çöle götürüp iddia ettiği saatte test uçuşu yapan araçları videoya çekiyor. Devlet adamın diplomalarını silerken, sararmış laboratuvar rehberlerinde ismi yakalanıyor.

Bu adam tam manasıyla kusursuz kurgulanmış bir tiyatro oyununun başrol oyuncusu mu? Devletin gerçek gizli uçak projelerini saklamak için kamuoyunun önüne attığı bir dezenformasyon aparatı mı?

Yoksa…

Gerçekten de Nevada çölünün altında, insanlık tarihinin en büyük sırrına dokunmuş ve bedelini ödeyen bir bilim insanı mı?

NE DİYORSUNUZ, OLABİLİR Mİ?

 

İlgili tartışmalar: Bob Lazar’ın S4 hikâyesi: Hangarda gerçekten ne vardı?