Fotoğrafta bir insanın taşın yanında neredeyse ölçü çizgisine dönüşmesi var ya, Baalbek tam öyle bir yer. Önce sütunları görüyorsunuz. Sonra platformun duvarındaki bloklara bakıyorsunuz. En sonunda, “Bir dakika, bu tek parça mı?” diye yakınlaşıyorsunuz. Evet, bazıları tek parça. Ve gerçekten yerine konmuşlar.

Devasa Baalbek Şehri

Lübnan’daki Jüpiter Tapınağı platformunda bulunan Trilithon, yan yana yerleştirilmiş üç dev blokla tanınıyor. Her biri yüzlerce tonluk bu taşların büyüklüğü kadar, duvara nasıl oturtulduğu da insanı durduruyor. Taşı koparmak bir iş, hareket ettirmek başka; son santimetrelerde doğru yere yerleştirmek ise ayrı bir mesele. Üstelik bunu tek bir yük için değil, bir yapının devamlılığı içinde düşünmek gerekiyor.

Önce şu fotoğrafları birbirinden ayıralım

İnternette Baalbek anlatılarının birbirine karıştığı bir nokta var. Tapınak duvarında gördüğümüz taşlarla yakındaki ocakta duran dev bloklar aynı şey değil. Hajjar al-Hibla diye bilinen büyük taş ocakta kalmış. 2014’te onun yanında ve daha aşağı seviyede ortaya çıkarılan daha büyük blok da yerine taşınmış bir duvar taşı değil.

Devasa Baalbek Şehri

Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün 2014 araştırma açıklamasında yeni bloğun uzunluğu yaklaşık 19,60 metre, genişliği 6 metre, yüksekliği en az 5,5 metre olarak veriliyor; ağırlığı yaklaşık 1.650 ton hesaplanıyor. Bu sayıyı alıp “1.650 tonluk taşları tapınağa dizmişler” diye yazınca gerçek başarıyı yanlış tarif etmiş oluyoruz. Ocakta böyle bir bloğu hazırlamış olmaları da olağanüstü; fakat tamamlanmamış iş ile yerine oturtulmuş işi ayırmak gerekiyor.

Aynı açıklama, Hajjar al-Hibla’nın bir köşesindeki taş kalitesi ve çatlama riski üzerinde duruyor. Bu ayrıntı benim için dev ağırlık kadar ilginç. Çünkü karşımıza her şeye gücü yeten masalsı ustalar değil, malzemeyle boğuşan insanlar çıkıyor: büyük hedef, riskli damar, yarıda kalan iş. Dev taşın bırakılması başarısızlık mıydı, teknik karar mıydı, yoksa proje mi değişmişti?

“Nasıl taşındı?” sorusu tek cümlelik değil

Bir bloğu taşımak için yalnızca kuvvet yetmez. Rotanın eğimini, zeminin dayanımını, sürtünmeyi, yükün yana kaçmasını ve durdurulmasını da çözmek gerekir. S.G. Jalbout’un Baalbek taşları üzerine teknik yorumunda ocak ile yapı arasındaki seviye farkı ve eğimden yararlanabilecek modeller tartışılıyor. Böyle bir hesap bir yöntemin düşünülebilirliğini sınar; kullanılan düzeneğin kazıda bulunduğu anlamına gelmez. Yine de “İmkânsız işte” demekten çok daha fazla düşünce üretiyor.

  • Ocaktan çıkarma sırasında taş hangi yüzeylerden ayrıldı?
  • Güzergâhın tamamı bu yükü taşıyabilecek şekilde hazırlanmış mıydı?
  • Çekme veya kaydırma sırasında yön ve hız nasıl kontrol edildi?
  • Duvara yaklaşan yük, komşu taşları bozmadan nasıl yerleştirildi?

Yükü yürütmek kadar durdurmak da mesele

Taşıma tartışmalarında sayı genellikle insan gücüne indirgeniyor: şu kadar kişi çekse yeter mi? Oysa aynı toplam kuvveti üretmek, yükü güvenle yönetmek demek değil. Eğim bir avantaj sağlayabilir; ama hareket başladıktan sonra istenmeyen hızlanmayı önlemek gerekir. Bir taraf diğerinden önce ilerlerse taş dönebilir. Altındaki düzenek eşit oturmazsa yük birkaç noktaya binebilir. Bunlar kullanılan yöntemin ne olduğuna dair ilanlar değil; önerilen her yöntemin cevap vermesi gereken işler.

Bir de son yaklaşma var. Taşı geniş bir düzlükte birkaç metre yürütmekle, duvarın içinde kalacağı yere oturtmak aynı zorluk değil. Yanındaki bloklara çarpmadan yaklaşması, istenen seviyeyi bulması ve taşıyan düzeneğin sonunda çıkarılabilmesi gerekiyor. Fotoğrafın gösterdiği düzgün birleşim, bütün bu aşamaların sonuçta bir biçimde aşıldığını söylüyor. Fakat tek başına fotoğraf, aşamaların hangi sırayla yürüdüğünü göstermiyor.

Bu nedenle farklı önerileri okurken yalnızca “Ne kadar kuvvet gerekir?” hesabına değil, işin başından sonuna kadar devam edip etmediğine bakıyorum. Ocakta başlayan bir model, yolda bitiyorsa eksik. Yola açıklama getiren bir model, son yerleştirmede görünmez bir vinç çağırıyorsa o da eksik. Böyle düşündüğümüzde Baalbek'in büyüklüğü yalnızca tonajda kalmıyor; planlama, ölçme ve iş sırası da taş kadar ağır bir konuya dönüşüyor.

Bugün hiçbir vincin kaldıramayacağını söylemek de doğru bir başlangıç değil; modern ağır kaldırma sistemleri var. Asıl mesele, o günün imkânlarıyla hangi iş örgütlenmesinin kurulduğu. Taş ustası, yol hazırlayanlar, halat ve düzenekle çalışanlar, ölçüyü tutanlar… Fotoğrafta bir taş görüyoruz, arkasında ise kocaman bir emek zinciri var.

Göbeklitepe bambaşka bir döneme ait; ikisini tek uygarlığın işi saymıyorum. Fakat ikisi de eski insanın becerisini bugünkü rahatlığımızdan küçük görmemeyi öğretiyor. Baalbek’te hâlâ açıklanacak ayrıntılar olması, istediğimiz her cevabı oraya yazabileceğimiz anlamına gelmiyor. Ben önce o son santimetreyi merak ediyorum: bu kadar büyük bir yük duracağı yeri nasıl buldu?