“Dünyayı üç yüz kişi yönetiyor” denince zihinde hemen bir masa beliriyor. Sandalyeler belli, isimler belli, kararlar oradan dağılıyor. Komite 300 anlatısının gücü biraz da bu görüntüde: dağınık, sinir bozucu ve eşitsiz bir dünyayı tek bakışta anlaşılır hâle getiriyor. Peki gerçekten böyle bir kurulun izini mi sürüyoruz, yoksa iç içe geçmiş güç çevrelerine verilmiş bir adı mı konuşuyoruz?

Bu başlığı araştırırken ilk gidilecek yer, iddiayı yaygınlaştıran John Coleman ve onun Conspirators’ Hierarchy: The Story of the Committee of 300 kitabı. Metnin çevrimiçi aktarımında 1992 telifi ve Kasım 1991 tarihli önsöz bulunuyor. Yazar bankaları, düşünce kuruluşlarını, siyasi çevreleri ve çeşitli uluslararası yapıları bir hiyerarşi içinde okuyor. Coleman’ın istihbarat geçmişiyle ilgili anlatımlar da kitabın etrafında sık sık dolaşıyor; yazarın kendisi hakkında söylediklerini, bağımsız biçimde doğrulanmış hizmet kaydı yerine koymamak gerekiyor.

Joseph Keppler’in 1889 tarihli The Bosses of the Senate karikatürü. Sermaye–siyaset eleştirisi; Komite 300 belgesi değil.
Joseph Keppler’in 1889 tarihli The Bosses of the Senate karikatürü. Sermaye–siyaset eleştirisi; Komite 300 belgesi değil. · Joseph Keppler · Public domain

Yukarıdaki 1889 tarihli karikatür Komite 300’ün fotoğrafı veya belgesi değil. Ama aynı kaygının kitaptan çok önce de var olduğunu iyi gösteriyor: görünürde siyasetçiler var, arkalarında daha büyük gövdeli ekonomik çıkarlar duruyor. “Parası ve bağlantısı olanın daha fazla sözü geçiyor” düşüncesi için 300 kişilik bir kurul bulmaya gerek yok. Tartışmanın zor kısmı, bu gerçek eşitsizlikten ne kadar büyük bir sonuç çıkardığımız.

Bağlantı göstermekle emir zinciri göstermek aynı iş değil

Bir insanın iki kuruluşta görev alması anlamlı olabilir. Bir fonun hangi araştırmayı desteklediği, eski bir kamu görevlisinin hangi şirkete geçtiği, bir yönetim kurulundaki isimlerin nerelerde yeniden karşımıza çıktığı incelenmeye değer. Bunlar güç ağlarının görünen tarafı. Fakat aynı isimleri bir şemaya yerleştirmek, hepsinin tek merkezden emir aldığını tek başına göstermiyor. Şemadaki okların anlamını sormak lazım: para mı aktarıldı, ortak karar mı alındı, yalnızca aynı toplantıya mı gidildi?

  • Üyelik: “Bu kişi kurulda” deniyorsa listeyi kim, hangi tarihte yayımlamış?
  • Devamlılık: Üyeler değişince yeni ismi kim seçiyor; üç yüz sayısı nasıl korunuyor?
  • Karar: İddiaya konu kararın hazırlanmasından uygulanmasına uzanan iz gösterilebiliyor mu?
  • Çıkar: Aynı sonucu isteyen aktörler gerçekten birlikte mi çalışmış, yoksa çıkarları o noktada mı örtüşmüş?

Bunları sormak “Hiçbir şey yok, herkes işine baksın” demek değil. Tam tersine, araştırmayı elle tutulur hâle getirmek. Çünkü her gelişmeyi baştan Komite 300’e bağlarsak yeni bir belgeye ihtiyacımız kalmıyor. Savaş çıkıyor, kurul yapmış; ekonomik kriz oluyor, kurul yapmış; iki devlet anlaşamıyor, o da plan. Böyle bir açıklama çok güçlü görünüyor ama yanlış çıkabileceği hiçbir durum bırakmadığı için sınanması zorlaşıyor.

Ben kitabı bir güç haritası kurma girişimi olarak okumayı daha verimli buluyorum: hangi bağ belgelenmiş, hangi yerde yazar kendi yorumunu eklemiş, hangi kuruluş yalnızca adı ürkütücü geldiği için aynı kümeye alınmış? Bilderberg’in yayımlanan katılımcı listesi, Skull and Bones’un arşiv kayıtları ve Bohemian Grove’un tarihî fotoğrafları ayrı ayrı incelenebilir. Bunların varlığı Komite 300’ü otomatik olarak kanıtlamaz; ama kapalı çevreler ve ayrıcalıklı erişim üzerine konuşmanın boş bir merak olmadığını da gösterir. İddianın en büyük cümlesinden önce, en sağlam bağlantısını bulalım.