2014’teki haberleri hatırlayanlar için hikâye epey çarpıcıydı: Himalayalar’dan gelen iki kıl örneği, eski bir kutup ayısıyla ilişkilendiriliyordu. Yeti dosyasını yıllardır takip edenler bunu hemen fark etti. Sıradan bir hayvan çıktı denilecek bir sonuç gibi görünmüyordu; başka bir ayı hattı, belki melezlik ihtimali konuşulmaya başlamıştı.

Bryan Sykes ve ekibinin 2014 araştırması, yalnızca bu iki örnekten oluşmuyordu. Yeti ve benzeri varlıklara atfedilen kıllar incelendi; büyük bölümü bilinen hayvanlarla eşleşti. İki Himalaya örneğinin kısa DNA bölgesi üzerinden yapılan yorum ise bilimsel tartışmanın odağı oldu.
İkinci inceleme daha fazla genetik ayrıntıya baktı
2017’de yayımlanan çalışma, ayıların mitokondriyal genomlarını daha ayrıntılı karşılaştırdı. Yeti’ye atfedilen dokuz örneğin sekizi ayılara, biri köpeğe bağlandı. Himalaya kahverengi ayısı ve Tibet kahverengi ayısı gibi bölgesel soylar, tek bir kısa eşleşmeden daha açıklayıcı bir çerçeve sundu.
Burada önemli olan, ilk ilginç sonucun sonsuza kadar aynı anlamda kalmaması. İlk haber hâlâ internette dolaşırken onu tartışan ve genişleten çalışma gözden kaçabiliyor. Oxford adını başlığa yazıp hikâyeyi orada dondurursak araştırmanın devamını kaybediyoruz.
- Bir kılın bulunduğu yer ile kime ait olduğuna dair anlatı ayrı bilgiler.
- Örneğin saklanma ve taşınma biçimi sonucu etkileyebilir.
- İncelenen örneklerin tanımlanması, bütün dağ anlatılarının tek tek incelendiği anlamına gelmez.
Bu sonuçlar, laboratuvara ulaşan malzemeyi anlamamızı sağlıyor. Dağcıların izleri, yerel anlatılar ve kısa karşılaşmalar ise kendi bağlamlarıyla duruyor. 1951’de Eric Shipton’ın fotoğrafladığı ünlü iz de bu yüzden hâlâ dosyanın görsel hafızasında. Bigfoot araştırmalarında olduğu gibi, anlatı ile fiziksel örneğin birbirine gerçekten nerede bağlandığı belirleyici.
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle