Bir logoyu yanlış hatırlamak o kadar tuhaf değil. Tuhaf olan, hiç konuşmadığın başka insanların da ona aynı olmayan ayrıntıyı eklemesi. Sen bir gözlük hatırlıyorsun, o da gözlük çiziyor. Sen bir çizgi karakterin kuyruğunda siyah bir uç olduğuna eminsin, o da aynı yeri boyuyor. Sonra önünüze asıl çizim konuyor ve ikiniz de “Ama ben bunu böyle bilmiyordum” diyorsunuz. Mandela etkisinin simülasyon konuşmalarına sızdığı an tam burası.

İsim, Nelson Mandela’nın hapiste öldüğünü hatırladığını söyleyen insanların anlatısından geliyor. Oysa Mandela 1990’da serbest kaldı, Güney Afrika’nın başkanı oldu ve 5 Aralık 2013’te öldü. Yaşamının tarihli kayıtları var. İlginç soru, “Ölüm tarihi belirsiz mi?” değil. Olayın kendisi belgelenmişken bazı insanların başka bir geçmişi bu kadar canlı hissetmesi. İnsan kendi hatırasıyla kamuya açık kayıt arasında kaldığında, basit bir bilgi yanlışından çok daha kişisel bir sarsıntı yaşıyor.
Hatırlamak, dosyayı açmak gibi çalışmıyor
Beynimizde her anın değişmeden saklandığı bir video arşivi varmış gibi konuşuyoruz. “Gözümün önünde”, “Çocukken hep görürdüm”, “Bunu nasıl karıştırayım?” diyoruz. Oysa anıyı çağırmak, eksiksiz bir kaydı oynatmak zorunda değil. Eksik kısmı bildiğimiz kalıplarla tamamlayabiliyoruz; sonradan gördüğümüz bir görsel de eski hatıranın parçası gibi yerleşebiliyor. İnsanın bundan haberdar olması, o eminlik hissini hemen söküp atmıyor.
Deepasri Prasad ve Wilma Bainbridge’in 2022 araştırması bu yüzden güzel bir başlangıç. Sadece “İnternette birileri söylüyor” düzeyinde bırakmıyor; bazı tanınmış görsellerde insanların hangi yanlış ayrıntıyı seçtiğini ve çizdiğini inceliyor. Belirli simgelerde hataların ortaklaşabildiğini buluyorlar. Bu, fenomenin araştırmaya değer olduğunu gösteriyor. Araştırmanın konusu alternatif evrenlerin haritasını çıkarmak değil, ortak yanlış görsel hatıraların düzenini ölçmek.
Üniversitenin bellek açıklamasında Pikachu’nun kuyruğuna siyah uç eklenmesi ve Monopoly figüründe monokl hatırlanması gibi örnekler ele alınıyor. Bu ayrıntıların aynı biçimde ortaya çıkması, “Herkes kafasına göre sallıyor” demeyi yetersiz bırakıyor. Ama “aynı hata”dan “aynı eski evren” sonucuna atlamak için de arada bir köprü gerekiyor. Hatanın hangi görsel beklentiden, çağrışımdan veya karşılaşmadan doğduğunu araştırmak hâlâ işin parçası.

Simülasyon yorumunu çekici yapan ne?
Bir yazılım güncellendiğinde eski sürümü bilen kullanıcılar yeni sürümde başka bir ayrıntı görebilir. Mandela etkisini simülasyonla açıklayan yorum da buna benziyor: Dünya değişti, fakat bazı zihinler önceki sürümden iz taşıyor. Başka bir yorum, paralel evrenler arasında geçiş yaşandığını söylüyor. İkisi de aynı sıkıntıya cevap vermeye çalışıyor: “Benim bu kadar emin olduğum geçmiş neden kayıtlarda yok?”
Benzetmenin etkisini küçümsemiyorum. Ortak bir eski sürüm fikri, tek kişinin yanılması fikrinden daha büyük ve daha heyecanlı. Fakat yazılım benzetmesinin açıklama hâline gelmesi için hangi ayrıntının değişeceği, kimlerin eski sürümü koruyacağı ve bunun bellek açıklamalarından farklı ne göstereceği konuşulmalı. Her uyumsuzluğu sonradan “güncelleme olmuş” diye adlandırırsak, yeni bir şey öğrenmeden bütün olası sonuçları aynı hikâyeye sığdırmış oluruz.
- Önce bir ayrıntıyı seçenek görmeden yazmak veya çizmek, başkasının önerisinin etkisini azaltır.
- Eski ambalaj, bölgesel tasarım, çeviri, yeniden çekim veya farklı baskı var mı diye bakmak gerekir.
- “Herkes hatırlıyor” yerine kaç kişinin, hangi koşulda, tam olarak neyi hatırladığını karşılaştırmak daha anlamlıdır.
- Bir çizimi bugün internette görmekle, çocukken aynı çizimi görmek birbirinin yerine geçmez.
Bunlar merakı kapatmak için konmuş sınav soruları değil. Tam tersine, iddianın eli tutulabilen tarafını ortaya çıkarıyor. Bir örneğin eski bir ambalajdan kaynaklandığını bulmak, bütün ortak hafıza meselelerini çözmüş olmaz. Aynı biçimde açıklayamadığımız tek ayrıntı da bizi otomatik olarak başka bir evrene taşımış olmaz. Her örneğin kendi geçmişi var.
Simülasyon içinde simülasyon düşüncesi bu hikâyeye büyük bir çerçeve sunuyor. Mandela etkisinin kendisi ise çok daha yakınımızda: Kendi geçmişimizi neye dayanarak bildiğimizi yokluyor. Burada paylaşılacak en iyi şey “Ben kesin eminim” cümlesinden sonrası: Hatırladığın ayrıntıyı tarif et, mümkünse eski kaydını getir. Belki bir tasarım değişikliği buluruz; belki birbiriyle konuşmamış insanların aynı boşluğu nasıl doldurduğunu görürüz. İkincisi de az şaşırtıcı değil.
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle