1349’da Tournai’deki veba ölümlerini anlatan bir el yazması tasviri var. İnsanlar tabut taşıyor, mezar açıyor, ölülerini gömüyor. Bu sahneyi ürkütücü yapan şey, resimdeki insanların bu işi ne kadar olağan bir hâle getirmek zorunda kalmış olması. Salgın sürerken yas tutmaya bile yetişemediğiniz bir hayat düşünün.

1349’da Tournai’de veba kurbanlarının gömülüşünü gösteren Gilles li Muisis el yazması tasviri.
1349’da Tournai’de veba kurbanlarının gömülüşünü gösteren Gilles li Muisis el yazması tasviri. · Unknown authorUnknown author · Public domain · WebP

Kara Veba hakkındaki paylaşımlarda çoğunlukla gagalı maskeli bir doktor görüyoruz. Fakat o kıyafet, 1340’lardaki büyük salgının alışılmış doktor üniforması değildi. Bilinen örnekleri esas olarak 17. yüzyılla bağlantılı. Kıyafetin geçmişi burada anlatılıyor. Salgının kendisi çok daha eski; bugün onu hatırlamak için kullandığımız görüntü sonradan yerleşmiş.

Pieter Bruegel’in Ölümün Zaferi tablosu, yaklaşık 1562. Salgın ve ölüm korkusunu çağrıştıran tarihî bir eser; 1349 Tournai olayının tasviri değildir.
Pieter Bruegel’in Ölümün Zaferi tablosu, yaklaşık 1562. Salgın ve ölüm korkusunu çağrıştıran tarihî bir eser; 1349 Tournai olayının tasviri değildir. · Pieter Bruegel the Elder / Museo del Prado · Public domain · WebP

Mezar taşlarında kalan iz

Bugünkü Kırgızistan’da bulunan Kara-Djigach ve Burana mezarlıklarında, 1338–1339 yıllarına ait salgın kayıtları var. Araştırmacılar buradaki insan kalıntılarından eski DNA elde ederek Yersinia pestis izini inceledi. 2022’de yayımlanan çalışma, bu örnekleri büyük salgına yol açan soyun erken dallanmasıyla ilişkilendirdi.

Bu ayrıntı önemli, çünkü Kara Veba’yı yalnızca Avrupa şehirlerinde başlayıp biten bir olay gibi düşünmeye alışıyoruz. Oysa daha önce başka yerlerde ölümler yaşanmış, insanlar mezar taşlarına tarih düşmüş. Yüzyıllar sonra o tarihlerle biyolojik bulguları yan yana koyabiliyoruz. Salgının nereden geldiği sorusu böylece yalnızca eski kroniklere bağlı kalmıyor.

Hastalığın yolculuğunda ticaret yolları, insanlar, hayvanlar ve yerel koşullar birlikte rol oynuyor. Mezarlık kayıtlarını yollarla ve limanlarla birlikte okuyunca salgının ne kadar geniş bir coğrafyaya yayıldığını görüyorsunuz. Bir şehirdeki günlük hayatın, uzak bir yerde yaşananlardan nasıl etkilenebildiği de ortaya çıkıyor.

El yazmaları, o dönemde insanların ne gördüğünü ve ne düşündüğünü anlatıyor. Mezarlar, kimlerin hangi tarihlerde öldüğü hakkında iz bırakıyor. Eski DNA, hastalık etkenini ve onun geçmişini araştırmaya yarıyor.

Salgının korkusu yalnızca hastalanmak değildi. Yakınınızı kaybetmek, bakıma muhtaç kalmak, kime güveneceğinizi bilememek de bunun içindeydi. Üstelik insanlar hastalığa bir açıklama ararken başkalarını suçlayabiliyordu. Bugün geriye dönüp tarihleri biliyoruz; o gün yaşayanların önünde ise ne zaman biteceği belli olmayan bir felaket vardı.