
Bugün dünyada kime "uzaylı" deseniz gözünün önüne tek bir yüz gelir: Kocaman badem şeklinde simsiyah gözler, minik bir çene, burun delikleri olmayan kel ve gri bir kafa. Peki bu ikonik imajın tüm insanlığın kolektif bilinçaltına kazınmasını sağlayan o tarihi anı biliyor musunuz? 26 Aralık 1985 gecesi New York'un karlı dağ kulübesinde uyanan korku romanı yazarı Whitley Strieber'ın yaşadığı dehşet: Communion.
Kar Altındaki Kulübede Gece Yarısı Alarmı
Strieber zaten "The Wolfen" ve "The Hunger" gibi kitaplarıyla tanınan başarılı bir New York yazarıydı. Noel tatili için eşi ve oğluyla birlikte New York'un kuzeyindeki izole dağ kulübesine çekilmişlerdi. Gece yarısı evin hırsız alarmı çalmaya başladı. Strieber alarmı kapatmak için kalktığında yatak odasının kapısında dikilen ve kendisine doğru hızla yaklaşan küçük, çevik bir figür gördü. Sonrası tam bir kabustu.
Strieber kendini kulübenin dışında, ormanda havada süzülen bir yapının içinde buldu. Çevresinde farklı türde varlıklar vardı: Böceksi uzun figürler, küçük cüce benzeri yardımcılar ve o meşhur narin, badem gözlü varlık. Üzerinde yapılan cerrahi ve nörolojik işlemler, beynine yerleştirilen implantlar ve yaşanan dehşet o kadar ağırdı ki, Strieber sabah uyandığında aklını kaybettiğini sanarak New York'un en ünlü psikiyatristlerinden Dr. Donald Klein'a başvurdu.
"Kitabın kapağındaki o yüzü ressam Ted Seth Jacobs yaptı; Strieber resmi ilk gördüğünde dehşet içinde çığlık atıp masanın altına saklandı."
1987 "Communion": Milyonlarca Okurun Ortak Çığlığı
Dr. Klein adamı regresyon hipnozuna aldı ve yalan makinesine (poligraf) bağladı. Çıkan sonuç psikiyatri camiasını sarstı: Strieber kesinlikle yalan söylemiyordu; yaşadığı travma Vietnam gazilerinin yaşadığı ağır post-travmatik stres bozukluğuyla (PTSD) birebir aynıydı. Strieber yaşadıklarını 1987 yılında "Communion: A True Story" adıyla kitaplaştırdı.
Kitap New York Times çok satanlar listesinde bir numaraya oturduğunda beklenmedik bir şey oldu: Strieber'ın posta kutusuna dünyanın dört bir yanından tam 200 binden fazla mektup yağdı! Mektup yazan binlerce normal insan aynen şunu söylüyordu: "Aman Tanrım, o kapağa koyduğunuz yüz... Ben o yüzü çocukluğumdan beri geceleri yatak odamda görüyorum ama kimseye anlatamıyordum!"
Strieber bu varlıklara "uzaylı" demeyi bile reddetti; onlara "Ziyaretçiler" (The Visitors) adını verdi. Onların belki de uzaydan değil, bilincin veya paralel boyutların derinliklerinden gelen varlıklar olduğunu savundu. İster fiziksel bir kaçırılma deyin ister boyutsal bir temas; Communion, insanlığın yalnız olmadığını ve yatak odalarımızın kilitli kapılarının o varlıklar için hiçbir engel teşkil etmediğini dünyaya ilan eden en sarsıcı çığlık oldu.
—
Tartışmaya katıl
Yorum yazmak ve etkileşimde bulunmak için giriş yapmalısın.
Bu tartışmaya ilk yorumu sen ekle