Peru Cusco’da arasına bıçak sırtı bile girmeyen çokgen dev taş bloklarıyla örülmüş Sacsayhuamán duvarları.
Peru Cusco’da arasına bıçak sırtı bile girmeyen çokgen dev taş bloklarıyla örülmüş Sacsayhuamán duvarları. · Steve FUNG · CC BY-SA 4.0

Arkeoloji kitaplarını açtığınızda Güney Amerika için standart bir hikaye anlatılır: "İnkalar tekerleği bilmiyordu, demir ve çelik aletleri yoktu, yazı sistemleri yoktu; sadece bronz keskiler ve lamalar vardı." Sonra Peru'da deniz seviyesinden 3700 metre yükseklikteki Sacsayhuamán kalesinin önüne gidersiniz ve karşınızda duran 125 tonluk andezit bloğu görürsünüz. Ve dersiniz ki: "Hadi oradan amk, kimi kandırıyorsunuz siz?"

Arasına Bıçak Sırtı Girmeyen 3 Boyutlu Puzzle Taşlar

Sacsayhuamán sıradan bir taş duvar değildir. Üç kademeli zikzak şeklinde yükselen bu duvarlarda kullanılan devasa kireçtaşı ve sert andezit bloklar, birbirine harç kullanılmadan kenetlenmiştir. Taşlar sadece kare veya dikdörtgen değildir; 12 kenarlı, 14 kenarlı, adeta bir bilgisayar yazılımı tarafından tasarlanmış 3 boyutlu Tetris parçaları gibi birbirinin içine oturur. Aralarındaki boşluk o kadar milimetriktir ki, araya bir jilet, bir kağıt parçası bile sokamazsınız!

Daha da inanılmazı: Bu bölge dünyanın en aktif deprem kuşaklarından biridir. İspanyolların 16. yüzyılda Cusco'ya inşa ettiği tüm sömürge kiliseleri ve binaları defalarca depremlerde yerle bir olmuş, ama o kiliselerin temeli olarak kullanılan Sacsayhuamán taşları santim oynamamıştır! Çünkü o birbirine geçen çokgen (poligonal) yapı deprem dalgasını sönümleyen bir kinetik şok emici gibi çalışır.

"İspanyol fatih Pedro Cieza de León 1553'te günlüğüne şunu yazmıştı: 'Bu duvarları insanların değil, ancak şeytanların veya devlerin inşa ettiğine inanabilirim.'"

Kilometrelerce Uzaktaki Taş Ocakları ve "Eritilmiş Taş" Teorisi

Bu 100-120 tonluk devasa kayalar nereden geldi? En yakın taş ocakları kilometrelerce uzakta, derin vadilerin ve nehirlerin ardındaydı. Tekerleği ve atı olmayan bir halk, bir dağ yamacından 125 tonluk tek bir kayayı dik uçurumlardan nasıl indirdi, nehirden nasıl geçirdi ve dağın tepesine çıkarıp milimetrik olarak yerine oturttu?

Taşların yüzeyini yakından inceleyen malzeme bilimciler, taşların sanki yüksek ısı veya kimyasal bir maddeyle hamur gibi yumuşatılıp kalıba dökülmüş gibi pürüzsüz, vitrifiye (camlaşmış) bir dış kabuğa sahip olduğunu belirtiyorlar. Yerel efsaneler "kuşların kayaları eriten bir bitki özü bildiğini" anlatır. İnkalar bu yapıları bulduklarında onlar da şaşırmış ve "Bunları biz yapmadık, bizden önceki tanrılar yaptı" demişlerdi. Ama bizim modern tarihçiler hâlâ "İnkalar bronz çekiçle taşa vura vura yaptı abi" masalına sarılmakta ısrarcı. Bu yapılar kayıp bir yüksek teknolojinin dağların tepesindeki sessiz çığlığıdır.