1962 Operation Fishbowl kapsamında yüksek irtifada patlatılan Starfish Prime nükleer denemesinin Honolulu’dan görünümü.
1962 Operation Fishbowl kapsamında yüksek irtifada patlatılan Starfish Prime nükleer denemesinin Honolulu’dan görünümü. · U.S. Air Force 1352nd Photographic Group, Lookout Mountain Station · Public domain

Tarih boyunca orduların operasyonlara verdikleri kod isimler asla rastgele seçilmez; altında daima psikolojik veya sembolik bir ima yatar. Örneğin 1962 yılında ABD ordusunun Pasifik Okyanusu'ndaki Johnston Atolü'nden gökyüzüne doğru peş peşe onlarca megatonluk nükleer füzeler fırlattığı operasyonun resmi adı neydi biliyor musunuz? Operation Fishbowl (Balık Fanusu Operasyonu)! Ulan insanın aklıyla dalga mı geçiyorsunuz, neden "Fishbowl" amk?

Fanusu Kırmaya Çalışan Çılgın Generaller

Operasyon Dominic şemsiyesi altında yürütülen bu delilikte roketlerin ucuna hidrojen bombaları bağlandı ve atmosferin 400 kilometre üzerine fırlatıldı: Bluegill, Starfish Prime, Kingfish, Checkmate... Özellikle 9 Temmuz 1962 gecesi patlatılan Starfish Prime, Hiroşima'ya atılan bombanın tam 100 katı güçteydi (1.4 megaton). Gece yarısı Honolulu'da gökyüzü güpegündüz gibi aydınlandı, yapay auroralar oluştu ve binlerce kilometre ötedeki Hawaii'de tüm sokak lambaları ve telefon hatları elektromanyetik darbeyle (EMP) patladı.

Resmi tarihçiler ne diyor? "Efendim Van Allen radyasyon kuşağını incelemek ve Sovyet uydularını EMP ile kör edip edemeyeceğimizi görmek için yaptık." Yahu Sovyetlerin o tarihte tepede kaç tane uydusu vardı ki gökyüzünü havaya uçuracak kadar delirdiniz? İşin zamanlamasına dikkat edin: 1950'lerin sonunda Amiral Byrd Antarktika seferlerini (Operation Highjump ve Deep Freeze) tamamladı, kutup sınırlarını tespit etti; hemen ardından 1959'da kutupları sivillere yasaklayan Antarktika Antlaşması imzalandı; ve tesadüfe bakın ki hemen arkasından ABD ve Sovyetler gökyüzünün tavanına nükleer bombalarla saldırmaya başladı!

"Balık fanusu metaforu bir tesadüf değildir. Bir fanusun içinde yaşadığınızı anladığınızda yapacağınız ilk şey o fanusun tavanını test etmektir."

1963 Kısmi Test Ban Anlaşması ile Kapanan Perde

Gökyüzüne atom bombası atıp durdular, patlattılar, ölçtüler... Ve ne oldu dersiniz? 1963 yılında ABD ve Sovyetler Birliği aniden el sıkışıp Kısmi Nükleer Deneme Yasağı Anlaşması'nı (PTBT) imzaladı ve atmosferde/uzayda nükleer patlatmaları tamamen yasakladı. Ne gördüler orada? Kubbenin kırılmaz bir elektromanyetik plazma sınırı olduğunu mu anladılar?

Daha önce gök kubbe düşüncesi yazısında ele aldığımız gibi, antik metinlerin "aşılmaz sema tavanı" dediği sınır ile modern orduların roket fırlatıp patlattığı o irtifa şüpheli bir biçimde örtüşüyor. Tavanı kıramadılar, balık fanusunda hapis olduklarını tescillediler ve sonra da insanlığa "uzayda sınırsızca süzülüyoruz" masalını anlatmaya devam ettiler.