1887 yılında Dünya’nın esir içindeki hareketini ölçmek için kurulan Michelson-Morley interferometre düzeneği.
1887 yılında Dünya’nın esir içindeki hareketini ölçmek için kurulan Michelson-Morley interferometre düzeneği. · Case Western Reserve University · Public domain

Fizik tarihi, ders kitaplarında anlatıldığı gibi dâhilerin pürüzsüz zaferleriyle dolu bir masal değildir. Tam aksine, kurulu modeli kurtarmak için uydurulan yamalarla doludur. Ve bu yamaların anası, babası ve şahı; 1887 yılında yapılan Michelson-Morley deneyidir. Albert Michelson ve Edward Morley adındaki iki parlak fizikçi, bilimin en büyük fiyaskolarından birine imza atarak dönemin tüm bilim dünyasını felç etti.

30 Kilometrelik Hızı Bulamayan Hassas Ayna Düzeneği

Küre modeline göre Dünya, Güneş'in etrafında saniyede yaklaşık 30 kilometre hızla fırıl fırıl dönmektedir. O dönemde ışığın uzayda yayılabilmesi için eter (esir) adı verilen görünmez bir akışkanın var olduğu kabul ediliyordu. Tıpkı rüzgara karşı koşan birinin yüzüne rüzgar çarpması gibi, Dünya da esir denizinde saniyede 30 km hızla giderken bir "esir rüzgarı" oluşmalıydı.

Michelson ve Morley, devasa bir mermer bloğu cıva havuzuna oturttular, üzerine aynalar ve ışık bölücüler yerleştirdiler. Işığın bir kolunu Dünya'nın hareket yönüne, diğerini dik açıya gönderdiler. Amaç, Dünya'nın 30 km/s hızını ışık hızındaki sapmadan milimetrik olarak ölçmekti. Sonuç ne çıktı dersiniz? SIFIR! Evet, koca bir sıfır amk! Deneyi defalarca, farklı mevsimlerde, dağ tepelerinde tekrarladılar; ışık hızında Dünya'nın hareketine dair tek bir gıdım bile sapma çıkmadı!

"Michelson-Morley deneyinin sonucu açıktı: Ya esir maddesi yoktu, ya da Dünya uzayda hareket etmiyordu. Bilim dünyası ikinci ihtimali kabul etmektense evrenin geometrisini eğip bükmeyi seçti."

Sagnac'ın İntikamı ve Einstein'ın Kurtarma Operasyonu

Bilim dünyası paniğe kapıldı. Eğer Dünya dönmüyorsa, Kopernik modeli çökecekti! Hemen devreye Hendrik Lorentz girdi ve meşhur "uzunluk kısalması" hipotezini ortaya attı: "Cisimler hareket yönünde tam da hareketi gizleyecek kadar kısalıyor olabilir." Ardından Albert Einstein çıktı ve "Esir diye bir şey yoktur, ışık hızı her gözlemciye göre sabittir" diyerek Özel Görelilik teorisini patlattı. Yani hareketsizliği kabul etmemek için zamanı ve mekanı eğip büktüler!

Fakat 1913 yılında Fransız fizikçi Georges Sagnac dönen bir platform üzerine yerleştirdiği interferometre ile (Sagnac etkisi) esir rüzgarını çatır çatır ölçtü! Bugün uçaklarda kullanılan lazer jiroskoplar bile tamamen Sagnac etkisine göre çalışır. Daha önce jiroskopların düzlem mekaniği konusunda anlattığımız gibi, sensörler ve optik deneyler Dünya'nın döndüğünü değil, gökyüzünün bizim üzerimizde döndüğünü gösteriyor. Ama bunu kabul etmek yüz yıllık fizik dogmasını çöpe atmak demek olduğu için rölativite masalına sarılmaya devam ediyorlar.